Kadınların Hikayesi

“Kadının Hikayesi”

Ayşegül ile Murat, herkesin gözünde mükemmel bir çift gibiydi. İkisi de yakışıklı, başarılı, parası pulu olan insanlardı, tek eksiği çocukları yoktu. Doktorlar ellerini havaya kaldırmış, iç karartıcı bir teşhis koymuşlardı.

Ama umutlarını yitirmediler. Camiye gittiler, dualar ettiler, hayatlarını vakfettikleri gibi, türbelere gittiler. Kimlere başvurmadılar ki? Bir köyde yaşlı bir kadının sözünü duysalar, hemen yola koyuluyorlardı. Nihayet bir gün bir kadın, “Çocuğunuz olacak, hem de bir değil, ama acı ve kayıplarla,” dedi. Daha bir sürü şey anlattı, ama Ayşegül, sevinçten kulaklarına inanamadı ve sadece “İnanmak lazım,” kısmını aklında tuttu.

“Bunca para varken kendilerine yaşasalar, gezip tozsalar… Çocuk da neymiş, büyüyünce bir bardak su vermezler zaten,” diye fısıldaşıyordu bazıları arkalarından.

“Yaşı da geçti, kendinde bir sürü dert vardır, hâlâ çocuk peşinde. Torun düşünecek yaştaydı artık!”

Ama çocuk yoksa torun da nereden gelecekti?

Bir gün Ayşegül, Murat’a, “Beni bağlamayayım, git genç bir kadın bul, sana çocuk yapsın, hem de birkaç tane,” dedi. Murat’ın ona bakışı öyle bir şekildeydi ki, Ayşegül o sözlerinden dolayı pişman oldu ve bir daha bu konuyu açmadı.

İşte böyle yaşadılar.

Para, iş, ev… Her şey vardı, ama mutluluk için bunların yetmediğini anladılar. Ayşegül, dünyanın en iyi annesi olacağını biliyordu. Hayal ediyordu; kucağında, kendisine ve Murat’a benzeyen minik bir bebeği sallayacak, ilk adımlarını atacak, okula başlayacak… Bazen kendi kendine, “Çocuksuz da yaşayan çok insan var. Demek ki kaderimiz buymuş. Allah vermiyorsa, hak etmemişimdir,” diyerek teselli arıyor, kendinde günah arıyordu.

Belki duaları kabul oldu, belki de Allah sabırlarına acıdı ve onları ödüllendirdi. Bir gün, inandıkları şey gerçekleşti.

Ayşegül artık adet günlerini takip etmiyordu. Bu yüzden sabah bulantı hissettiğinde, akşam yediklerini suçladı. Ama sonraki sabah yine aynı şey oldu. Bir de etin kokusuna dayanamadı. Yoksa… Hayır, olmaz öyle şey! Yine de eczaneye gidip iki farklı test aldı.

İnsan mucizeye inanır da, gerçekleştiğinde gözlerine inanamaz ya, Ayşegül de o iki çizgiyi görünce hemen inanamadı. Murat’ın işten gelmesini bekledi, sevincini onunla paylaşmak için.

“Hamileyim,” dedi, Murat kapıdan girer girmez, testi uzattı.

Birbirlerine sarıldılar, öylece uzun süre, gözyaşları dinene kadar durdular.

Murat, ona ağır şeyler kaldırtmıyor, markete bile yalnız gitmesine izin vermiyordu. Sürekli, “Nasılsın?” diye soruyordu.

“Üstümde titremeyi bırak. Benden daha yaşlı kadınlar da doğuruyor,” diye söyleniyordu Ayşegül.

“Başka kadınlar umurumda değil, benim sadece sen varsın. Sana ve bebeğimize bir şey olmasını istemiyorum,” diyordu, eşini öperek. “Üstelik size bakmak bana keyif veriyor.”

Karnı büyüdüğünde, komşular ve iş arkadaşları bunu görmezden gelmedi. Kimileri içtenlikle sevindi, kimileri ise olumsuz düşüncelerini saklamadı.

“Yoksa tüp bebek mi yaptırdılar?”

“Doğuramaz ya da sakat doğurur,” diye fısıldadı bir komşu diğerine. Ayşegül duydu ve hemen oradan uzaklaştı. Karnını okşayarak, “Kimseyi dinleme. Sen dünyanın en güzel, en akıllı kızı olacaksın,” diyordu. Kız olacağını biliyordu.

Eskiden çocuk reyonlarını görünce uzaklaşırdı, ama şimdi cesaretle dükkanlara giriyor, kızı için en güzel kıyafetleri seçiyordu. Evde paketleri açıp, kızını o kıyafetlerin içinde hayal ederek bakıyordu. Minicik bir tulumu yüzüne bastırıp kokluyordu. O kumaşın kokusu dükkandı, ama olsun, bu kızının kıyafetiydi.

Doğum zamanı geldiğinde, en iyi hastanede sezaryen olmaya karar verdiler. Çok bekledikleri için risk almak istemiyorlardı. Kızları sağlıklı doğdu. Her gün, bu mutluluğu veren yüce bir güce şükrediyorlardı.

Ayşegül’ün sütü gelmedi, en pahalı, en kaliteli mamaları aldılar. İkisi de kızlarının uyku halini saatlerce izliyordu. Sonra ilk dişler, ilk kelimeler, ilk adımlar… Murat, Ayşegül’e doğum izninden sonra işe dönmemesini önerdi. “Kreşe göndermeyelim, diğer çocuklardan hastalık kapar,” diyordu.

Merve, Ayşegül’ün hayatının anlamı olmuştu. Evde kızıyla mutlu mesut oturuyordu. Merve, sevgi dolu, güzel ve uslu bir kızdı, anne babasına hiç sorun çıkarmıyordu.

İnsan mutluluğa çabuk alışıyor, farkında bile olmuyor.

Merve okula başladı. Bir akşam ödev yapıyordu, Murat gazete okuyor, Ayşegül de yemek hazırlıyordu. Salata için sebze doğramak üzereyken, mayonez almayı unuttuğunu hatırladı.

“Murat, markete çabucak gidip geleyim,” dedi.

“Hı hı,” diye mırıldandı Murat, gözünü gazeteden ayırmadan.

Döndüğünde salatayı yapmaya başladı. Merve’yi yemeğe çağırmaya gittiğinde, evde olmadığını fark etti.

“Murat, Merve nerede?”

“Nil’e gitti, birazdan gelir.”

“Ne zaman gitti?”

“Sen çıkar çıkmaz.”

Ayşegül saate baktı – altı buçuk

Rate article
Lifequest
Kadınların Hikayesi