“Kaynana Yaz için Kalacak”
“Güliz, yazı sizinle geçirsem nasıl olur?” dedi Emine Hanım, mutfak havlusuyla ellerini kurularken. “Üst kat komşuları evimi su bastı, şimdi tamirat yapacaklar. Ustalar sonbahara kadar bitiremeyeceklerini söylüyor.”
Güliz, elindeki kepçeyle tenceredeki çorbayı karıştırırken donup kaldı. Kaynanasıyla bir yaz? Üç ay aynı çatı altında? Çocukların tatillerini, kocasının iznini, yazlık gezilerini düşündü… Ve tüm bunlar boyunca Emine Hanım’ın eleştirileri, öğütleri ve asık suratıyla baş etmek zorunda kalacaktı.
“Tabii, anneciğim,” dedi kendi sesini duyarak. “Tabii, kalın. Nereye gideceksiniz ki?”
“İşte böyle güzel!” diye sevindi kaynana. “Yük olmam merak etme, yardım ederim, torunlara bakarım. Mete işte gece gündüz demeden çalışıyor, sen de tek başına çocuklarla uğraşıyorsun.”
Mete gerçekten de ofiste geç saatlere kadar kalıyordu, ama Güliz on yaşındaki Yiğit ve yedi yaşındaki Elif’le gayet iyi idare ediyordu. Ta ki Emine Hanım kendi düzenini dayatana kadar.
Ertesi gün kaynana temizlik çılgınlığına başladı. Bulaşıkları yeniden yıkadı, çünkü Güliz’in deterjanı iyi durulamadığını düşünüyordu. Buzdolabındaki yiyecekleri yeniden yerleştirdi; salamın üst rafta durması gerektiğini, rastgele konmamasını söyledi. Çocukların oyuncaklarını düzenleyip kilere kaldırdı.
“Evde neden bu kadar dağınıklık olsun?” diye çıkıştı Elif’e, en sevdiği bebeğini ararken. “Oynadın, şimdi yerine koyacaksın.”
Elif ağlamaya başladı, Güliz ise dişlerini sıkarak oyuncakları geri çıkardı.
“Emine Hanım, çocuklar kendi evlerinde özgür hissetmeliler,” diye karşı çıkmaya çalıştı.
“Özgürlük, düzensizlik demek değil,” diye kesip attı kaynana. “Bizim zamanımızda çocuklar terbiyeli olurdu.”
Yiğit bu konuşmayı duyunca homurdanarak odasına çekildi. Zaten babaannesiyle pek anlaşamıyordu; sürekli müziği fazla açtığı, bilgisayar başında çok vakit geçirdiği ya da arkadaşlarıyla gürültü yaptığı için uyarılıyordu.
Akşam Mete yorgun ve aç bir şekilde eve geldi. Güliz her zamanki gibi yemeğini ısıttı, ancak servis etmeye fırsat bulamadan Emine Hanım araya girdi.
“Meteciğim, erimişsin!” diye söylendi, oğlunun tabağına kocaman bir kepçe çorba koyarken. “Güliz seni iyi beslemiyor, hep hazır yemekler. Yarın pazara gider, taze et alır, köfte yaparım.”
“Anne, gerek yok, bizde her şey var,” diye durdurmaya çalıştı Mete, ama annesi çoktan işe koyulmuştu.
“Ne demek gerek yok? Sen benim oğlumsun, sana bakmak benim görevim! Baksanıza, perişan olmuşsunuz… Ütüsüz gömlekler, delik çoraplar. Bizim zamanımızda kadınlar kocalarına gereken özeni gösterirdi.”
Güliz içinin kaynadığını hissetti. Bütün gün temizlik, yemek, çocukların okul ve kurs derdiyle uğraşmıştı, şimdi bir de ailesine iyi bakmadığı suçlaması…
“Aileme gereken önemi veriyorum,” dedi alçak ama kararlı bir sesle. “Sadece zamanlar değişti, Emine Hanım.”
“Zaman zaman!” diye burun kıvırdı kaynana. “Aile her dönem aynıdır.”
Mete sessizce çorbasını içiyordu. Hiçbir zaman karısıyla annesi arasındaki tartışmalara karışmaz, kenarda durmayı tercih ederdi. Bu Güliz’i en çok sinirlendiren şeydi—kocası arada bir onu savunabilirdi.
Bir hafta sonra gerginlik iyice tırmandı. Emine Hanım her şeyi eleştiriyordu: Güliz’in yemek yapışını, çocuk yetiştirme tarzını, ev idaresini. Sabah altıda kalkıp mutfakta “doğru düzgün” kahvaltı hazırlamaya başlıyordu. Çocuklar babaannelerinin rahat yemek yemelerine izin vermediğinden, kaşığı nasıl tutacaklarını, lokmaları kaç kez çiğnemeleri gerektiğini söyleyip durduğundan şikayet ediyordu.
“Anne, hala Şengül teyzene gitsen?” dedi Mete bir akşam yine tartışma çıkınca. “Seni çağırmıyor muydu?”
“Ne, burada fazla mıyım?” diye öfkelendi Emine Hanım. “Yardım ediyorum, uğraşıyorum, beni kovuyorsunuz! Şengül komünitede oturuyor, yeri dar. Yoksa size engel mi oluyorum?”
“Engel olmuyorsunuz,” diye yalan söyledi Güliz. “Sadece…”
“Sadece ne? Açıkça söyle ne düşünüyorsun!”
“Sadece hayata bakışımız farklı,” diye dikkatlice konuştu Güliz. “Ve çocukları farklı yetiştiriyoruz.”
“Hah!” diye zafer kazanmış gibi bağırdı kaynana. “Demek ki benim yetiştirmem size uymuyor? Peki Mete nasıl adam oldu? Düzgün, çalışkan biri!”
“Anne, yeter,” diye yorgun bir sesle rica etti Mete. “Hepimiz gerginiz.”
“Yeter değil!” diye diret




