Leyla Hanım, mutfağının penceresinden torunu Emre’nin komşunun kedisine taş attığını izliyordu. Yedi yaşındaki çocuğun hareketlerindeki öfke, büyükannesini ürkütüyordu.
“Emre, hemen bırak şunu!” diye bağırdı pencereden.
Torunu dönüp bakmadı bile. Daha büyük bir taş alıp hayvana fırlattı. Kedi acı bir sesle miyavlayıp garajların arkasına kaçtı.
Leyla Hanım derin bir nefes aldı ve üzerini giyinmeye gitti. Aşağı inip çocukla konuşmalıydı. Ama bunun pek bir faydası olmayacağını biliyordu. Emre onu dinlemiyor, ters cevaplar veriyor, hatta bazen doğruca annesinin yanına koşup şikayet ediyordu.
Merdivende komşusu Ayşe Hanım’a rastladı.
“Leyla, torununu gördün mü?” diye söze başladı komşu öfkeli bir sesle. “Yine benim Tekir’i kovalıyor!”
“Gördüm Ayşe. Şimdi onunla konuşacağım.”
“Ne faydası var konuşmanın! Asıl Şebnem’le konuşsan ya. Hepsi onun terbiyesi, daha doğrusu terbiyesizliği.”
Leyla Hanım cevap vermedi. Komşusuyla tartışmak istemiyordu ama kızını savunması da gerekiyordu. Şebnem onun kızıydı ve araları nasıl olursa olsun, onu korumak zorundaydı.
Bahçede Emre başka bir eğlence bulmuştu: bir kavanoza hapsettiği sineklerin kanatlarını koparıyordu.
“Emre, ne yapıyorsun?” Leyla Hanım torununun yanındaki banka oturdu.
“İnceleme yapıyorum,” diye mırıldandı çocuk başını kaldırmadan.
“Neyi inceliyorsun?”
“Kanatsız nasıl yaşayacaklarını.”
“Bunu bilmek ne işine yarayacak?”
Emre omuz silkti.
“Merak ettim.”
Leyla Hanım yavaşça kavanozu torunun elinden aldı.
“Biliyor musun, sinekler de canlı. Kanatları koparılınca onlar da acı çeker.”
“Ne olmuş? İğrençler işte.”
“Emre, başkalarına zarar vermek doğru değil, sevmesen bile.”
Çocuk büyükannesine öyle bir baktı ki, sanki Çince konuşuyordu.
“Annem diyor ki, eğer biri senden zayıfsa, ondan korkmana gerek yok.”
Leyla Hanım yüreğine bir sancı saplanır gibi oldu. Şebnem gerçekten çocuğuna böyle mi öğretiyordu?
“Annen çok şey söyler ama hepsi doğru değil. Güçlü olanlar zayıfları korumalı, incitmemeli.”
“Saçmalık,” diyerek elini salladı Emre ve salıncağa doğru koştu.
Akşam Leyla Hanım kızıyla konuşmaya karar verdi. Şebnem, her zamanki gibi yorgun ve sinirli, sekiz civarında oğlunu almaya geldi.
“Anne, doyurdun mu hiç?” diye sordu selam bile vermeden.
“Tabii ki doyurdum. Şebnem, konuşmamız lazım.”
“Ne hakkında?” diye sordu kızı, çantasının kayışını huzursuzca çekiştirerek.
“Emre’nin davranışları hakkında.”
Şebnem gözlerini devirdi.
“Yine şikayetler mi? Anne, o daha yedi yaşında! Bu yaştaki tüm çocuklar yaramazlık yapar.”
“Bu yaramazlık değil Şebnem. Hayvanlara eziyet ediyor, büyüklere saygısızlık ediyor, kimseyi dinlemiyor.”
“Ne yapmamı öneriyorsun? Evde mi hapsedeyim?”
“Ona doğruyu yanlışı öğretmeni öneriyorum.”
Şebnem burun kıvırdı.
“Anne, zaman değişti. Bugün hayatta kalmak için sert olmak lazım. Oğlumun ezilecek bir mıymıntı olmasını istemiyorum.”
“Ama güçlü olmakla zalim olmak arasında fark var!”
“Ne farkı var? Önemli olan kendini korumak.”
Leyla Hanım kızına baktı ve onu tanıyamadı. Büyüttüğü o sevecen, yardımsever kız neredeydi? Ne zaman böyle acımasız oldu Şebnem?
“Emre, eve gidiyoruz!” diye seslendi kızı çocuk parkına doğru.
Çocuk isteksizce yanlarına geldi.
“Nine, yarın gelecek miyim?” diye sordu.
“Tabii ki geleceksin torunum.”
Şebnem oğlunun elinden tutup bahçenin kapısına doğru ilerledi. Tam çıkarken dönüp baktı.
“Anne, kafasını iyilik, adalet gibi saçmalıklarla doldurma. Hayat acımasız bir şey.”
Gittikten sonra Leyla Hanım uzun süre bankta oturdu, kızını yetiştirirken nerede hata yaptığını düşündü. Şebnem sıradan bir çocuktu, ne iyi ne kötü. Orta halli bir öğrenciydi ama çabalardı. Ev işlerine yardım eder, saygısızlık etmezdi. Peki sonra ne oldu?
Ertesi gün Emre, büyükannesine kötü bir ruh haliyle geldi.
“Ne oldu?” diye sordu Leyla Hanım torununun yüzündeki çizikleri görünce.
“Caner salak çizdi,” diye homurdandı çocuk.
“Niye çizdi seni?”
“Hiç. Öyle işte.”
Leyla Hanım inanmadı. Caner, sakin bir çocuktu, yakındaki evde otururdu. Onu ve ailesini tanıyordu.
“Emre, doğruyu söyle. Caner’e ne yaptın?”
“Önemli bir şey değil,” dedi torunu gözlerini kaçırarak. “Sadece şekerini aldım.”
“Aldın mı, yoksa zorla mı aldın?”
“Şey… zorla aldım. Ama dövmedim bile onu!”
“Peki o paylaşmak istemedi mi?”
“Istem




