Kadınların Hikayesi

**Kadın Hikayesi**

Ebru ile Emre, mükemmel bir çift olarak biliniyordu. İkisi de yakışıklı, başarılı, varlıklıydı, yalnız çocukları yoktu. Doktorlar ellerini havaya kaldırmış, üzücü bir teşhis koymuşlardı.

Ama umutlarını kaybetmediler. Camiye gittiler, dualar ettiler, türbeleri ziyaret ettiler. Kimlere başvurmadılar ki? Bir köyde yaşlı bir kadının şifalı otlarla uğraştığını duyduklarında hemen yola koyuldular. O kadın, “Çocuğunuz olacak, hem de birden fazla, ama acı ve kayıplarla gelecek,” dedi. Daha birçok şey anlattı, fakat Ebru o kadar sevinmişti ki, kulakları duymaz oldu, sadece “inanmak gerekiyor” sözünü aklında tuttu.

“Kendileri için yaşasalar, gezip tozsalar, paraları var sonuçta, ama dert ediyorlar. Çocuklar nankördür, büyüyünce yaşlılıkta bir bardak su vermezler,” diye fısıldaşıyordu arkalarından.

“Yaşı da geçti, kendisinin de bir sürü derdi vardır herhalde, hâlâ çocuk peşinde. Torun düşünecek yaşta artık!” Ama torun nereden gelecekti çocuk olmadan?

Ebru bir gün Emre’ye, “Ben seni tutmuyorum, git genç bir kadın bul, sana çocuk versin, hem de birkaç tane,” dedi. Emre ona öyle bir baktı ki, Ebru söylediklerine pişman oldu ve bir daha bu konuyu açmadı.

Böyle yaşadılar. İşleri, evleri, paraları vardı, ama mutluluk için bunların yetmediği ortaya çıkmıştı. Ebru, dünyanın en iyi annesi olacağını biliyordu. Hayal ediyordu; kollarında, kendisine ve Emre’ye benzeyen minik bir bebeği sallayacak, ilk adımlarını izleyecek, okula başlayacaktı… Bazen kendini teselli ediyordu: “Çocuksuz yaşayan insanlar da var. Demek ki kaderimiz bu. Allah vermiyorsa, hak etmemişimdir.” Ve kendini sorguluyor, hangi günahı işledi de cezalandırıldı diye düşünüyordu.

Belki dualar kabul olmuştu, belki de sabırları ve inançları için Yüce Allah onlara merhamet etmişti. Bir gün, inandıkları mucize gerçekleşti.

Ebru artık adet günlerini takip etmiyordu. Sabah bulantısı hissettiğinde, bir önceki akşam yediği bir şeyden olduğunu düşündü. Ama ertesi sabah yine aynı his geldi. Sonra çorba yaparken etin kokusundan midesi bulandı. Yoksa… Hayır, olamaz! Yine de eczaneye gidip iki farklı test aldı.

Ne kadar çok mucizeye inanırız da, gerçekleştiğinde şüphe duyar, gözlerimize inanamayız. Ebru da o iki çizgiyi görünce hemen inanamadı. Emre’nin işten gelmesini beklerken dakikalar saat gibi geçti.

“Hamileyim,” dedi, Emre daha kapıdan girer girmez, testi uzattı.

Birbirlerine sarıldılar, öylece uzun süre durdular, gözyaşları kuruyana kadar.

Emre, Ebru’ya ağır şeyler kaldırtmıyor, markete bile yalnız gitmesine izin vermiyordu. Sürekli nasıl hissettiğini soruyordu.

“Üstüme titremeyi bırak. Benden daha yaşlı kadınlar da doğuruyor,” diye söyleniyordu Ebru.

“Başka kadınlar umurumda değil, benim için sadece sen varsın. Sana ve bebeğimize bir şey olmasını istemiyorum,” diyordu, eşini öperek. “Hem, size bakmak beni mutlu ediyor.”

Karnı büyüdükçe, komşular ve iş arkadaşları sessiz kalmadı. Kimi içtenlikle mutlu oldu, kimi ise olumsuz düşüncelerini saklamadı.

“Yoksa tüp bebek mi yaptırdınız?”

“Doğuramaz ya da sakat doğurur,” diye fısıldadı bir komşu diğerine.

Ebru duydu, hemen oradan uzaklaştı. Karnını okşayarak, “Kimseyi dinleme. Sen en güzel, en akıllı bebek olacaksın,” diye mırıldandı. Kız olacağını biliyordu artık.

Eskiden çocuk reyonlarından uzak dururdu, ama şimdi rahatça mağazalara girip kızı için en güzel kıyafetleri seçiyordu. Eve gelip paketleri açıyor, minik kıyafetleri yüzüne bastırıyor, hayal ediyordu. Kumaşın kokusu mağazadan geliyordu belki, ama bu onun kızının giyeceği kıyafetti.

Doğum zamanı geldiğinde, en iyi hastaneyi ayarladılar, sezaryen olacaktı. Bekledikleri mucizeyi riske atmak istemiyorlardı. Sağlıklı bir kızları oldu. Her gün, bu mutluluğu verdikleri için yukarıdakilere şükrettiler.

Ebru’nun sütü gelmedi, en pahalı ve kaliteli mamaları aldılar. İkisi de saatlerce bebeklerinin uyumasını izliyordu. Sonra ilk dişler, ilk kelimeler, ilk adımlar… Emre, Ebru’ya doğum izninden sonra işe dönmemesini teklif etti. Yeterince kazanıyordu, evde çocukla ilgilenebilirdi.

“Kreş falan yok, başka çocuklardan hastalık kapar.”

Kızları, Ebru’nun hayatının anlamı olmuştu, evde kalmaktan mutluydu. Aylin, sevgiyle büyüyen, güzel ve uslu bir kızdı, hiç sorun çıkarmıyordu.

İnsan mutluluğa çabuk alışır, fark etmez olur.

Aylin artık okula gidiyordu. Bir akşam ödevini yapıyordu, Emre gazete okuyor, Ebru da yemeği hazırlıyordu. Salata için sebzeleri doğrayacaktı ki, mayonez almayı unuttuğunu hatırladı.

“Emre, markete çabuk gidip geleyim,” dedi.

“Hmm,” diye mırıldandı, gazeteden başını kaldırmadan.

Döndüğünde salatayı hazırlamaya koyuldu. Aylin’i yemeğe çağırmak için odasına gittiğinde, evde olmadığını fark etti.

“Emre, Aylin nerede?”

“Nazlı’ya gitti, birazdan gelir.”

“Ne zaman gitti?”

“Sen çıkar çıkmaz.”

Ebru saate baktı – altı buç

Rate article
Lifequest
Kadınların Hikayesi