Sessiz Kadın Yüksek Sesle Konuştu

Sessiz kadın yüksek sesle konuştu
— Hüseyin Bey! Daha ne kadar sabredeceğim? Bu hafta ikinci kez dairemi su basıyor! — diye bağırdı alt kattaki komşu, elindeki ıslak bezle Ayşe Hanım’ın yüzünün önünde sallayarak.

— Özür diledim ya! Kaloriferim akıyor, tamirci çağırdım! — diye savundu kendini, kapı eşiğinde boxer ve tişörtle duran adam.

— Özür mü? Peki ben tavanımdan sızan suyu ne yapayım? Daha yeni duvar kağıdı yapıştırdım! Siz hiçbir şeyle ilgilenmiyor musunuz?

Ayşe, kocasının arkasında elleri yumruk şeklinde sıkılı duruyordu. Komşu Fatma Hanım haklıydı, ama Hüseyin Bey, her zamanki gibi, hiçbir şey duymak istemiyordu. Kalorifer gerçekten de bir aydır akıyordu, ama o sürekli tamiri erteliyordu.

— Ne bağırıyorsunuz çarşı esnafı gibi! — dayanamadı Hüseyin Bey. — Tamir edeceğim dedim ya!

— Ne zaman edeceksin? Dairem tamamen suya mı batsın? — Fatma Hanım öfkeden kıpkırmızı olmuştu, saçları dağınık, yanakları kızgın.

Ayşe sessizce kocasına yaklaştı, omzuna dokundu.

— Hüseyin, yarın sabah iyi bir tamirci bulayım mı? Bir ustanın numarası var bende, — diye fısıldadı.

— Bırak beni! Kendim hallederim! — diye savurdu kocası, arkasını dönmeden.

Fatma Hanım, Ayşe’ye acıyarak baktı. Sekiz yıldır tanışıyorlardı, Ayşe ve Hüseyin bu apartmana taşınalı beri, ama tüm bu sürede komşu, Ayşe Hanım’ın yüksek sesle konuştuğunu hiç duymamıştı. Hep sessiz, hep uyumlu, hep kocasının yerine özür dileyen.

— Tamam, Ayşe Hanım, bunun senin suçun olmadığını biliyorum. Ama bir çözüm bulun artık! — Fatma Hanım döndü ve merdivenlere yöneldi.

Hüseyin kapıyı çarparak mutfağa geçti, ocakta çorba kaynıyordu. Ayşe her zamanki gibi sessizce peşinden gitti.

— Neden surat asıyorsun? — diye homurdandı koca, masaya otururken. — Çorba koy.

Ayşe kepçeyi aldı, ama elleri titriyordu. Kırmızı mercimek çorbasından damlalar, sabah ütülediği temiz örtünün üzerine düştü.

— Sakar! — diye söylendi Hüseyin. — Düzgün koyamıyor musun?

— Özür dilerim, — diye fısıldadı Ayşe ve hızla peçeteyle lekeyi sildi.

Yemekte koca işinden bahsetti, patronundan, iş arkadaşlarından, herkesten şikayet etti. Ayşe başını salladı, ara sıra “Evet, tabii” ya da “Haklısın” diye onayladı. Hep böyleydi, yirmi üç yıllık evlilikleri boyunca.

Yemekten sonra Hüseyin kanepeye uzanıp futbol izledi, Ayşe de bulaşıkları yıkamaya gitti. Mutfak penceresinden, komşunun balkonda çamaşır asışını izledi. Fatma Hanım onun bakışını fark etti ve el salladı. Ayşe utangaçça karşılık verdi.

Akşam, kocası televizyon karşısında uyuyakalınca, Ayşe sessizce giyinip komşusuna indi. Fatma Hanım sabahlığıyla, elinde çay bardağıyla kapıyı açtı.

— Ayşe Hanım! Buyurun, buyurun! Çay alır mısınız?

— Teşekkürler, gerek yok. Kısa bir şey için geldim. Tavanınızda ne durum var görmek istedim.

Banyoda durum gerçekten içler acısıydı. Tavanda büyük bir sarı leke yayılmış, köşede duvar kağıdı yerinden ayrılmaya başlamıştı.

— Aman Allahım! — diye üzüldü Ayşe. — Fatma Hanım, bizi affedin lütfen! Yarın bir usta bulacağım, ücretini ben ödeyeceğim!

— Ayşe Hanım, ne münasebet! Parada değil mesele. Artık sabrım taştı. Görüyorsunuz, kocanızın huyu ne kadar zor… Hep başkalarını suçluyor, kendisi hiçbir şeyi çözmüyor.

Ayşe gözlerini indirdi. Komşu haklıydı, ama bunu yüksek sesle söyleyemezdi.

— İşten yorgun geliyor, stresli oluyor, — diye sessizce savundu.

— Ayşe, peki sen nasıl yaşıyorsun? — diye aniden sordu Fatma Hanım. — Seni bu kadar yıldır tanıyorum, gülümsediğini hiç görmedim. Hep üzgün dolaşıyorsun.

— Normal yaşıyorum. Ne demek… — Ayşe bu direkt soru karşısında şaşırmıştı.

— Çocuğunuz var mı?

— Yok. Olmadı bir türlü.

— İster miydiniz?

Ayşe uzun süre sustu, sonra başını salladı.

— İsterdim. Çok isterdim. Ama Hüseyin “Erken daha” dedi, sonra “Paramız yok” dedi, sonra “Hazır değilim” dedi. Şimdi artık geç.

Fatma Hanım çay bardağını masaya koydu, Ayşe’ye yaklaştı.

— Peki sen ne istiyorsun? Hüseyin değil, sen?

— Bilmiyorum, — diye dürüstçe cevapladı Ayşe. — Ne istediğimi unuttum. Onun ihtiyaçlarını düşünmeye o kadar alıştım ki…

— Ayşe Hanım, aslında çok güzel bir kadınsın. Kırk beş yaş, daha hiç yaşlı sayılmaz! Neden kendini böyle… küçük görüyorsun?

Ayşe koridordaki aynada kendi yansımasına baktı. Gerçekten de yüzü yaşlı değildi, gözleri canlı, vücudu düzgündü. Ama yüz ifadesi… yorgun, sönük gibiydi.

— Küçük görmüyorum. Sadece… böyle oldu. Yüksek sesle konuşmayı, tartışmayı bilmiyorum. Annem derdi ki, iyi bir eş kocasına itaat etmeli.

— Peki annen mutlu muydu?

Ayşe düşündü. Anne… hep sessiz, hep babanın gölgesinde. Babası emreder, karar verir, annesi başını sallard

Rate article
Lifequest
Sessiz Kadın Yüksek Sesle Konuştu