**Günlük Kaydım: Evim ve Mücadelem**
Bugün yine belediyedeydim. Gözlerim dolu dolu, elimde buruşmuş belgelerle Ayşe Hanım’ın karşısında duruyordum. “Nasıl yaşayamazmışım?” diye bağırırken sesim titriyordu. “Ev duruyor işte, taş üstüne taş konmuş!”
Ayşe Hanım, gözlüklerinin üzerinden bana baktı. “Belgeleriniz yok, Emine Hanım. İzin yok, proje yok, ruhsat yok. Altından ev de yapsan, kağıt olmadan içinde oturamazsın.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Plastik sandalyeye çöktüm. “Ama arsa bizimdi! Krediyi çektik, devlet desteğini kullandık, her şey yasal!”
“Öyle mi?” diye gülümsedi soğukça. “Yasalar değişti, canım. Artık her şey belgeyle.”
Dışarı çıktığımda ince bir yağmur başlamıştı. Eski arabama binerken telefonumu çıkardım. “Oğlum, Mehmet… Gelir misin? Bir şey oldu da…”
Mehmet bir saat sonra geldi, beni yeni evimin önünde otururken buldu. Ev gerçekten güzeldi – iki katlı, geniş pencereli, tertemiz. Tüm hayatım boyunca biriktirmiş, şehirdeki dairesini satmış, kredi çekmiştim.
“Anne, neden içeri girmiyorsun?” dedi, basamaklara oturarak.
“Çünkü yasak,” diye güldüm acı acı. “Ev yasal değilmiş. Belgesizmiş.”
Mehmet’in kaşları çatıldı. “Nasıl yasal değil? İnşaat firmasıyla anlaşmıştın, onlar halledecekti!”
“Halledeceklerdi ama kandırdılar beni!” diye patladım. “Para aldılar, kayboldular! Şimdi telefonlarına bile çıkmıyorlar!”
Mehmet sigarasını yaktı. “Yarın avukata gidelim,” dedi sertçe. “Bir çaresine bakarız.”
Ertesi gün avukatın ofisindeydik. Genç kadın, yorgun gözlerle belgeleri inceliyordu. “Durumunuz zor,” dedi. “Ama imkansız değil. Evinizi yasal hale getirebiliriz, ama uzun sürecek. En az bir yıl… Ve yaklaşık 150 bin lira tutar.”
Kalp atışlarım hızlandı. “Ne? O kadar param yok ki!”
“O zaman belediye evinizi yıkmaya zorlayabilir,” dedi soğukkanlılıkla.
O gece eski evimdeki mutfakta oturmuş, babaannemden kalma çay fincanıyla çay içiyordum. Mehmet omzuma dokundu. “Üzülme anne, bir yolunu buluruz.”
“Nasıl bulacağız oğlum? Senin de kendi dertlerin var. Benimse emekli maaşı ancak yetiyor.”
Kapı çalındı. Komşumuz Fatma Teyze içeri daldı. “Emine, duydum ki evle ilgili sorun çıkmış?”
Başımı salladım. “Evet, yasal değilmiş. Ya binlerce lira ödeyeceğiz ya da yıkılacak.”
Fatma Teyze çayını yudumladı. “Biliyor musun, Demir’lerde de aynı dert var. Aynı firmayla çalışmışlar.”
Mehmet şaşırdı. “Demek kasıtlı yapmışlar bunu!”
“Kim bilir?” diye omuz silkti Fatma Teyze. “Belki bilmiyorlardı, belki umursamadılar. Para onlar için önemliydi sadece.”
Fatma gittikten sonra gözüme uyku girmedi. Tüm hayalimdi bu ev… Bahçem olacaktı, torunlarım yazları gelecekti. Şimdi ne? Ev duruyor, ama içi boş.
Ertesi sabah Demir’lerin gelini Gülşah kapıya dikildi. “Emine Teyze, birlikte mücadele edelim. Yalnız zor, ama birlikte güçlüyüz.”
Şaşırdım. “Nasıl yani?”
“Birlikte dava açalım. Aynı firmayı şikayet edelim. Avukat masraflarını paylaşalım.”
Akşam aile toplandığında torunum Ali sordu: “Büyükanne, yeni eve ne zaman taşınıyoruz? Bana özel odam olacaktı!”
Mehmet müdahale etmek istedi ama ben durdurdum. “Ev yapmak yetmiyormuş evladım,” diye açıkladım. “Devletin izni gerekiyormuş, tıpkı oyunlardaki görevler gibi.”
Gülşah güldü. “Ama gerçek hayattaki görevler daha zor.”
Ertesi hafta tüm mağdurlar toplandık. Kültür merkezinde 15-20 kişiydik. Demir Amca öne çıktı: “Hepimiz aynı durumdayız. Peki ne yapacağız?”
“Savcılığa gidelim!” diye bağırdı biri.
“Kimden şikayet edeceğiz?” diye karşı çıktı Demir Amca. “Firma sahibi kaçtı.”
Gülşah ayağa kalktı. “Valilikte bir destek programı varmış. Yarın gidip öğreneceğim.”
Gülşah ertesi gün coşkuyla döndü. “Emine Teyze! Umut var! Devlet yasal




