Zorunlu Seçim

**Zorunlu Seçim**

“Ece, artık birbirimizi kandırmayalım mı?” diye fısıldadı Serhan, kadına öyle yaklaştı ki nefesini ensesinde hissedebiliyordu.

“Serhan, o benim kocam! Bunu kaç kez daha söylemem gerekecek?” diye titreyen bir sesle karşılık verdi Ece, gözlerinden yaşlar süzülürken.

“Kocan olması neyi değiştirir? Biz de mutlu olmaya hakkımız var! Doğruyu söyle, Barış benim oğlum değil mi?” Serhan, Ece’nin omuzlarından sıkıca tuttu. Kadın başını öne eğdi ve artık saklamaya çalışmadan ağladı…

…Ece ve Murat aynı apartmanda büyümüş, neredeyse beşikten beri birbirlerini tanıyorlardı. Ailelerinin daireleri aynı merdiven boşluğundaydı. Çok yakın arkadaş değillerdi belki, ama sıcak bir komşuluk ilişkileri vardı.

Gerçek bir dostluk kurmaları zordu. Ece’nin ailesi, şehrin saygın filarmoni orkestrasında çalışıyordu. Kültürlü, neşeli bir aileydiler; sık sık gelen misafirlerle evleri şenlenirdi. Küçük Ece, konservatuvara gidiyordu ve ailesinin izinden gidip müzikle iç içe bir hayat kurmayı hayal ediyordu.

Murat’ın ailesi ise tam bir tezattı. Annesi mahalle bakkalında tezgahtardı, babası ise fabrikada ustaydı. Farklı dünyalardan gelmelerine rağmen, Murat ve Ece arkadaş kaldılar. Anaokulundan beri birlikteydiler, ilkokulda da aynı sırayı paylaştılar.

Ece’nin ailesi, kızlarının bu “sıradan” çocukla arkadaşlık etmesine pek karışmıyordu. Ama onu asla potansiyel bir damat olarak görmediler. Murat’ın ailesi ise oğullarının “iyi bir kızla” arkadaşlığından memnundu ve fırsat buldukça ikisini “gelin ve damat” diye şakalaştırıyorlardı.

…Yedinci sınıfın ilk günü, Ece’nin hayatını sonsuza kadar değiştirdi. Sınıf öğretmeni Füsun Hanım, o gün yalnız değildi; yanında yakışıklı bir genç duruyordu.

“Çocuklar, bu Serhan. Artık sınıfımızın bir parçası. Ona yer gösterir misiniz?” dedi öğretmen, üçüncü sırayı işaret ederek.

Serhan, daha ilk dakikadan tüm kızların dikkatini çekmişti. Şık bir takım, bakımlı saçları ve büyüleyici mavi gözleriyle herkesi etkilemişti. Ece de ona bakakalmıştı ama yanına gidip konuşmaya cesaret edemiyordu.

Eylül ayının ortalarında konservatuvar dersleri de başlamıştı. O gün, Ece her zamanki gibi solfej dersine gidiyordu. Öylesine dalgındı ki, müzik okulunun kapısına geldiğini fark etmedi bile. Tam kapıyı açacakken, aniden önünde belirdi.

“Ah, merhaba!” diye kekeledi Ece, şaşkınlıkla.

“Selam,” dedi Serhan, o meşhur gülümsemesiyle.

“Sen de mi burada okuyorsun?” diye sordu Ece.

“Evet, az önce dersim bitti. Ya sen?”

“Ben solfeje gidiyorum…” diye cevapladı Ece, iç geçirerek.

Serhan bir şey daha söylemek ister gibiydi ki, arkasından gürültülü bir ses yükseldi.

“Ece, ne ayakta duruyorsun? Derse geç kalacağız! Hocamız bizi canlı canlı yutar!” diye bağırdı arkadaşı Zeynep, onu içeri itekleyerek.

Ece son bir kez Serhan’a baktı, o da gülümsedi. Ama Zeynep’in müdahalesiyle konuşmaları yarıda kaldı…

Solfej dersinde Ece’nin aklı Serhan’daydı. Öğretmeni Nihal Hanım, bu dalgınlığı fark etti.

“Ece, kulağını derse versen iyi olur. Bugün kafan başka yerde gibi,” diye uyardı onu.

“Peki, özür dilerim…” diye mırıldandı Ece.

Ders bitmiş, Ece okuldan çıkmıştı ki arkadan bir ses duydu:

“Ece, bekle!”

Arkasını döndüğünde Serhan’ı gördü.

“Sen evine gitmemiş miydin?” diye şaşırdı.

“Hayır, seninle birlikte yürümek için bekledim,” dedi Serhan, yine o gülümsemesiyle.

O günden sonra her şey değişti. Ece artık Murat’la değil, Serhan’la eve dönüyordu. Murat, bu zarif ve kibar çocuğu hiç sevmemişti ama ona bir şey diyemiyordu…

…İki yıl geçti, dokuzuncu sınıfın sonuna gelmişlerdi. Artık Ece de Serhan da birbirlerine aşık olduklarını biliyorlardı. Ama aralarında Murat vardı.

“Ece, bu akşam diskoya gelir misin?” diye sordu Murat.

“Bugün yok, Serhan’la filarmoniye gideceğiz. Bilet almışlar.”

“Beni niye çağırmıyorsun? Niye hep bu züppeyle?” diye homurdandı Murat.

“Sen orada sıkılırsın… Haftaya diskoya gideriz, tamam mı? Serhan’ı da çağırırız,” diye uzlaşmacı bir cevap verdi Ece.

“Tamam…” dedi Murat, ama Serhan’ın da gelmesi fikrine hiç sıcak bakmıyordu.

Lise bittikten sonra Murat bir meslek okuluna gitti. Ece ve Serhan ise konservatuvara devam etti. Bu dönem, Ece için hayatının en mutlu zamanıydı. Serhan’la aynı sırayı paylaşıyor, birlikte derslere girip çıkıyorlardı.

Bir akşam, filarmoniden dönerken ilk kez öpüştüler. Okul biter bitmez evleneceklerine, aynı üniversiteye gideceklerine ve asla ayrılmayacaklarına söz verdiler…

Ama hayaller gerçek olmadı.

“Ne Serhan’ı, ne evlenmesi? Aklını mı yitirdin sen?” diye bağırdı Ece’nin annesi, kızının anlattıklarını duyunca.

“Kızım, önce eğitimini bitir. Müzikle ilgilenmek istiyorsan, şimdi evlilik zamanı değil!” diye ekledi babası.

Serhan’ın ailesi de aynı fikirdeydi.

“O kızla ev

Rate article
Lifequest
Zorunlu Seçim