Kızlar, beni affedin,” dedi. “Ne büyük bir kavga çıkardım! Sizi suçladım!

“Kızlar, beni affedin,” dedi gözleri dolu dolu. “Ne rezalet çıkardım sizden şüphelendim!”

“Benim battaniyem nerede?! Nerede o?!” Ayşe Hanım’ın sesi apartman dairesinin her köşesinde yankılanıyor, koridordaki eski duvar kağıtlarını titretiyordu. “Fatma! Fatma Hanım! Hemen battaniyemi geri ver!”

“Ne battaniyesi Ayşe Hanım?” dedi mutfaktan başını uzatan komşusu, elleri önlüğünde kurularken. “Kafayı mı yediniz? Hangi battaniye?”

“Numara yapmayın! Yün battaniyem, rahmetli annemin bana miras bıraktığı! Onu aldığınızı biliyorum!”

Fatma Hanım derin bir nefes alıp koridora geçti, diğer komşular da toplanmıştı. Yaşlı Mehmet Bey terlikleriyle odasından çıkmış, küçük çocuğunu kucağında sallayan genç Emine de kapısında durmuştu.

“Ayşe Hanım, sakin olun!” diye uyardı emekli asker. “Ne gürültü çıkarıyorsunuz, çocuk ağlamaya başladı!”

“Çocuğu umursamıyorum!” diye çığlık attı Ayşe Hanım, ellerini sallayarak. “Battaniyemi çaldılar! Annemin battaniyesi! Bana ondan kalan tek şey!”

“Yeter artık!” diye patladı Fatma Hanım. “Bu ne histeri? Hangi battaniye? Ben hiç görmedim!”

“Yalan söylüyorsun! Dün akşam yıkayıp banyoya asmıştım. Bu sabah yok! Kayboldu! Senden başka kim alabilir ki? Sen burada en titiz olanımızsın!”

Emine usulca odasına çekildi, tartışmaya karışmak istemiyordu. Bebek gerçekten de yükselen seslerden ağlamaya başlamıştı. Mehmet Bey başını sallayıp kapısını kapattı.

“Ayşe Hanım,” dedi Fatma Hanım derin bir nefes alarak, “üzüldüğünüzü anlıyorum. Ama beni hırsızlıkla suçlamak… Bu çok oldu!”

“Başka kim olabilir?” diye kollarını beline koydu Ayşe Hanım. “Mehmet Bey mi? Yetmiş beş yaşında adama battaniye mi lazım? Emine mi? Onun kendi eşyaları yetiyor! Geriye siz kalıyorsunuz!”

“Canınız cehenneme!” diye bağırdı Fatma Hanım. “Yetti artık! Önce şeker kayboluyor, sonra süt içiliyor, şimdi battaniye! Belki de siz bir yere koydunuz?”

“Ne cüretle!” diye kızardı Ayşe Hanım. “Deli miyim ben? Kendi battaniyemi mi çalacağım?”

“Ben nereden bileyim!” dedi Fatma Hanım elini savurarak. “Belki nereye koyduğunuzu unuttunuz. Hepimizin yaşı geçiyor.”

“Benim hafızamla dalga geçmeyin!” diye duvara yumruk attı Ayşe Hanım. “Hafızam sapasağlam! Battaniyenin banyoda asılı olduğunu hatırlıyorum!”

Fatma Hanım yorgun bir şekilde koridordaki sandalyeye çöktü. Ayşe Hanım’la yaşamak giderek zorlaşıyordu. Eskiden sadece huysuz bir komşuydu, şimdi ise tam bir ev zorbasına dönüşmüştü.

“Ayşe Hanım,” dedi alçak sesle, “sakin olalım. Battaniyenizi tarif edin. Nasıldı?”

“Yündü,” diye biraz yumuşadı Ayşe Hanım. “Gri, kareli, kenarları püsküllü. Annem gençken örmüştü. Gözüm gibi bakardım.”

“En son ne zaman gördünüz?”

“Dün akşam yıkadım. Nazikçe, elde, bebek deterjanıyla. Sonra banyodaki ipe astım. Sabah gittiğimde yoktu!”

Fatma Hanım düşündü. Battaniyeyi biri almış olabilirdi, ama neden? Hepsi yıllardır birbirini tanıyordu. Mehmet Bey namuslu bir emekli askerdi. Emine ise kendi bebeğiyle meşgul bir genç anne. Geriye kendisi kalıyordu, ama neden başkasının battaniyesini alsın ki?

“Belki düşmüştür?” dedi Fatma Hanım. “İp koptu mu?”

“Baktım!” diye elini salladı Ayşe Hanım. “Her yeri aradım! Banyoda, koridorda, çamaşır makinesinde. Yok!”

“Garip,” diye mırıldandı Fatma Hanım. “Gerçekten çok garip.”

Mutfaktan tısırtı geldi, ocakta bir şey kaynıyordu. Fatma Hanım fırladı.

“Patates!” diye bağırdı ve koşarak yemeği kurtarmaya gitti.

Ayşe Hanım koridorda tek başına kaldı. Yavaşça daireyi dolaştı, her köşeye baktı. Battaniye sanki sırra kadem basmıştı. Oysa onun için sadece bir eşya değildi. Annesi vefat ettiğinde, evden sadece birkaç fotoğraf, annesinin gözlüğü ve bu battaniyeyi almıştı. Gerisini akrabalar paylaşmıştı.

Battaniye annesinin yatak odasının kokusunu taşıyordu, parfümünü ve çocukluğunun o özel sıcaklığını. Hasta olduğunda, üzüldüğünde, annesinin varlığını hissetmek istediğinde hep onunla örtünürdü.

“Mehmet Bey!” diye kapısını çaldı. “Mehmet Bey, girebilir miyim?”

Kapı açıldı. Mehmet Bey eski kazağıyla duruyor, elinde gazetesi vardı.

“Buyurun, Ayşe Hanım. Sadece bağırmayın lütfen.”

“Bağırdığım için özür dilerim,” dedi mahçup bir şekilde. “Ama battaniye gerçekten kayıp. Hiçbir şey görmediniz mi?”

“Oturun,” dedi sandalyeyi göstererek. “Çay alır mısınız?”

“Hayır demem.”

Mehmet Bey çaydanlığı koydu, dolaptan kurabiye çıkardı. Odası sessiz ve huzurluydu. Duvarlarda askerlik fotoğrafları, masada kitaplar vardı.

“Battaniyeyi bir daha anlatın,” dedi. “Ayrıntılı.”

Ayşe Hanım anlattı. Mehmet Bey dikkatle dinledi, ara sıra başını salladı.

“Bakın,” dedi sonunda, “bu apartmanda herkes birbirini tanır. Kimse çalmaz. Hele bir battaniyeyi. Para değil, mücevher değil.”

“Peki nereye gitti?”

“Yanlışlıkla başka yere koymuş olabilir misiniz? Belki başka yerde kurutmayı düşündünüz

Rate article
Lifequest
Kızlar, beni affedin,” dedi. “Ne büyük bir kavga çıkardım! Sizi suçladım!