Ayşegül, pembe filcikli pijamasını düzeltirken uyandı. Mutfaktan gelen tabak tıkıları annesinin her zamanki gibi erken kalkıp babasına kahvaltı hazırladığını gösteriyordu. Kulak kabarttı, belki doğum günü kutlamalarını duyabilirdi. Ama mutfaktan gelen sadece yağmurun başlamak üzere olduğu ve şemsiyenin otobüste unutulduğuyla ilgili sıradan sabah sohbetleriydi.
Yatağın kenarına oturdu. Bugün dokuz yaşına giriyordu! Tam dokuz! Dün annesine defalarca bugünün özel günü olduğunu hatırlatmış, annesi de “Tabii canım, tabii hatırlıyorum” diye kafa sallamıştı. Ama şimdi kimse onu kutlamaya gelmiyor gibiydi.
“Ayşeciğim, kahvaltı hazır!” diye seslendi annesi her zamanki tonuyla, hiçbir kutlama havası olmadan.
Hızla giyinip mutfağa koştu. Babası gazeteyle masadaydı, annesi omlet üzerine peynir koyuyordu. Ayşegül kapıda donup bekledi.
“Günaydın kızım,” dedi babası gözünü gazeteden ayırmadan. “Hemen gel kahvaltını yap, okula geç kalacaksın.”
“Günaydın,” diye mırıldandı Ayşegül masaya yaklaşırken.
Bekledi. Belki sürpriz yapacaklardı? Belki pasta getireceklerdi? Ama annesi hiçbir şey olmadan önüne omletli tabağı ve ballı sütü koydu.
“Hadi ye, oyalanma. Bugün çok ödev var, enerjiye ihtiyacın olacak,” dedi annesi elini peçeteyle silerken.
“Anne, bugünün ayın kaçı olduğunu biliyor musun?” diye ürkekçe sordu Ayşegül, omletini karıştırırken.
“15 Ekim. Neden?” Annesinin bakışları dağılmıştı, aklı başka yerlerdeydi.
“Öyle, merak ettim sadece,” diyerek başını öne eğdi Ayşegül.
15 Ekim. Tarihi biliyordu ama anlamını hatırlamıyordu. Ayşegül’ün içi burkuldu ama üzüntüsünü belli etmemeye çalıştı.
Babası kahvesini bitirip annesinin yanağına ve Ayşegül’ün alnına birer öpücük kondurdu.
“Ben gidiyorum. Akşam görüşürüz,” dedi ceketini giyerken.
“Güle güle baba,” diye fısıldadı Ayşegül.
Annesiyle baş başa kalmışlardı. Annesi masayı toplarken mırıldanıyordu. Ayşegül omletini bitirdi ama karton gibi tatsız gelmişti.
“Anne, bugün bir şeyler pişirsek mi?” diye yeniden denedi. “Belki pasta falan?”
“Ayşe, hafta içi pasta mı? Vakit mi var? Akşam doktora gideceğiz unuttun mu? Geçenlerde boğazın ağrıyordu. Randevu akşam altıya.”
Ayşegül doktoru hatırlıyordu ama annesinin erteleyeceğini ummuştu. Doğum gününde doktora gitmek hiç içinden gelmiyordu.
“Belki ertelesek?” diye ürkekçe sordu.
“Olmaz, randevu almak bir aydır zor, şanslıyım ki bulabildim. Hadi hazırlan, okula geç kalacaksın.”
Ayşegül odasına geçip çantasını topladı. Aynada kendisine bakan kızın gözleri hüzün doluydu. “Belki sonra hatırlarlar,” diye düşündü saçlarını örerken.
Okulda bütün gün birilerinin onu kutlamasını bekledi. En iyi arkadaşı




