Evimizi inşa ettik ama içinde yaşamak yasak!

Evi yaptılar ama içinde yaşayamazlar.

“Fatma Hanım! Bu ne ciddiyetsizlik!” diye bağırdı Ayşe Hanım, elindeki buruşuk belgeyi sallayarak. “Nasıl yaşanmaz? Ev ortada duruyor işte!”

“Belgeler yok,” dedi camın arkasındaki kadın gözlerini kağıtlardan bile kaldırmadan. “Belge olmadan altın saray da yapsan oturamazsın.”

“Hangi belge? Arsa bizim, devlet desteğini harcadık, kredi çektik! Her şey kanuna uygun!” Ayşe Hanım pencere pervazına yumruğunu vurdu, camlar titredi.

“Sevgili hanımefendi,” dedi Fatma Hanım sonunda başını kaldırıp gözlüklerinin üzerinden bakarak. “Arsa sizin, evet. Peki yapı ruhsatı nerede? Onaylı proje nerede? Tesellüm belgesi nerede?”

Ayşe Hanım dizlerinin bağı çözülmesin mi? Yanındaki sert plastik sandalyeye çöktü.

“Bize özel ev için belge gerekmediğini söylediler… Komşular projesiz yaptırdı…”

“O ne zamandı?” diye burun kıvırdı memure. “Kanunlar değişti, sevgilim. Artık kağıtsız iş yürümüyor.”

Belediyeden çıktığında kafası uğulduyordu. Yağmur ince ince yağıyor, içine işliyordu. Eski arabasına bindi, telefonunu çıkardı.

“Mehmet? Mehmet, oğlum… Gelir misin? Bir mesele var…”

Mehmet bir saat sonra geldiğinde annesini yeni evinin önündeki merdivende oturur buldu. Ev hakikaten güzeldi—iki katlı, geniş pencereli, tertemiz çatılı. Ayşe Hanım ömür boyu biriktirmiş, şehirdeki dairesini satmış, devlet desteğini eklemiş, kredi çekmişti.

“Anne, ne oldu?” Oğlu, yanına çömelerek sordu. “Niye içeride değilsin?”

“İçeri giremiyormuşum,” diye acı acı güldü Ayşe Hanım. “Meğerse ev usulsüzmüş.”

Mehmet kaşlarını çattı.

“Nasıl usulsüz? İnşaat şirketiyle anlaşmıştın. Onlar hallederdi…”

“Halledeceklerdi ama hallolmadı!” diye patladı Ayşe Hanım. “Aldılar paraları, sıvıştılar! Şimdi arıyorum, telefonlarına çıkan yok!”

Mehmet cebinden sigarasını çıkardı, yaktı. Annesi yan gözle baktı.

“Mehmet, bırak şu illeti. Ciğerlerin eriyecek.”

“Şimdi sıra sağlıkta değil, anne. Anlat bakalım belediyede ne dediler?”

Ayşe Hanım başörtüsünü düzeltip iç çekti.

“Diyorlar ki yapı ruhsatı alacaktın, proje onaylatacaktın, vesaire… O müteahhitler—Hasan’la Ali—’biz hallederiz’ dediler. Ben de inandım saf gibi…”

“Seninle sözleşme imzaladılar mı?”

“İmzaladılar ama belgelerden bahis yok. Sadece evi yapacakları yazıyor.”

Mehmet derin bir nefes çekti, dumanı yavaşça üstüne üfledi.

“Tamam, yarın avukata gideriz. Bakalım ne yapılabilir. Belki hâlâ çözüm vardır.”

Ertesi gün avukatın ofisindeydiler. Yorgun gözlü genç avukat belgeleri inceliyordu.

“Bakın,” dedi kağıtları bir kenara koyarak. “Zor ama imkânsız değil. Ev yapılmış, arsa sizin. Ama şimdi sonuçta kağıt üstünde ‘kaçak’ sayılır. Geriye dönük yasal hale getirmek gerek.”

“Bu mümkün mü?” diye umutla sordu Ayşe Hanım.

“Mümkün, ama zaman alır, masraflı olur. Önce teknik çizim yaptıracaksınız. Sonra kaçak yapı kayıt başvurusu. Bir yıl, belki daha fazla sürebilir.”

“Peki ne kadar tutar?” diye eğildi Mehmet.

“Yaklaşık…” Avukat tereddüt etti. “150 bin lira. Belki daha fazla, eğer engel çıkarsa.”

Ayşe Hanım’ın ağzı açık kaldı.

“Benim o kadar param yok ki! Hepsi eve gitti!”

“O halde yıkım emrini bekleyeceksiniz,” dedi avukat kuru bir ifadeyle. “Sıranız gelecek bir gün.”

Akşam eski evin mutfağında oturmuş, babaannesinden kalma çaydanlıktan çayını yudumluyordu.

“Anne, üzülme,” dedi Mehmet omzuna dokunarak. “Parayı buluruz bir şekilde.”

“Nereden bulacaksın oğlum? Senin kendi ailen, kredin var. Benimse emekli maaşım zar zor yetiyor.”

Kapı çalındı. Mehmet açtı—komşu teyze Emine Hanım’dı.

“Ayşe, evi yıkıp yenisine geçemiyor musun?” diye girdi mutfağa. “Dediler ki evin yasal değilmiş.”

Ayşe Hanım gözlerini kaldırmadan başını salladı.

“Evet, kaçakmış meğer. Ya para ödeyeceğiz ya yıkacaklar.”

Emine Teyze masaya oturup kendine çay doldurdu.

“Biliyor musun, Hasanlar’ın da aynı dertten muzdaripmiş? Onlar da aynı müteahhide yaptırmış.”

“Nasıl yani?” diye şaşırdı Mehmet. “Demek ki bu adamlar insanları bile bile kandırmış?”

“Kim bilir,” dedi Emine Teyze omuz silkip. “Belki bilmiyorlardı, belki de işlerine gelmedi. Onların derdi parayı alıp sıvışmaktı.”

“Peki Hasanlar ne yapıyor?” diye sordu Ayşe Hanım.

“Ne yapacaklar? Oturulamayan evin kredisini ödüyorlar. Hasan amca altmışında hamallığa başladı. Hatice Teyze her gün ağlıyor. ‘Keşke eski gecekonduda kalsaydık’ diyor.”

Komşu gittikten sonra Ayşe Hanım uyuyamadı. Tavanı seyrederken düşündü. Ömür boyu hayal etmişti bu evi. Kocası vefat edince, “Artık komşu gürültüsü çekmeyeceğim,” demişti. Bahçesinde sebze yetiştirecek, torunları yazları gelsin diye…

Şimdi ne oldu? Ev duruyor ama içi bomboş.

Sabah Hatice Teyze geldi.

“Ayşe,” dedi kapıdan girer girmez. “Birlikte mücadele edelim. Tek başına zor, ama el ele veriyoruz.”

“Nasıl yani?”

“Ayn

Rate article
Lifequest
Evimizi inşa ettik ama içinde yaşamak yasak!