Hadi Evlenelim

Ahmet sessiz, uysal bir delikanlıydı. Anne babasıyla köyde yaşıyordu; belki böyle yetiştirilmişti, belki de doğuştan öyleydi. Ne Zeynep ne de Mehmet, oğullarıyla hiç sorun yaşamamıştı. Ahmet her zaman uslu bir çocuktu.

Yandaki evden sürekli bağrışmalar, kavga sesleri gelirdi. Fatma, komşuları Zeynep ve Mehmet’in yanında tek başına iki oğlunu büyütüyordu: Murat ile Tolga. İkisi de ele avuca sığmaz çocuklardı, özellikle büyük olan Murat. Fatma artık onu nasıl dizginleyeceğini bilemiyordu.

“Murat, yine kardeşini hırpalıyorsun, bekle sen görürsün!” diye bağırmaları köyün her yerinden duyuluyordu.

“O önce bana laf atıyor, kışkırtmasın o zaman! Sen de hep onun tarafını tutuyorsun!” diye yüksek sesle cevap veriyordu Murat.

“Nasıl da annenle böyle konuşursun?” diye gelen sesler komşu evden hiç eksik olmazdı.

Fatma, Zeynep’e dert yanardı:

“Benim bu haytalarla başım dertten kurtulmuyor. Sizin ev hep sessiz, huzurlu. Ahmet’iniz ne kadar sakin bir çocuk, vallahi kıskanıyorum seni Zeynep. Mehmet de öyle sakindir zaten, Ahmet de ona çekmiş. Benim kocamsa kavgacının tekiydi, sonunda erken gitti bu dünyadan, hep o huysuzluğu yüzünden. İçmese boğulup gitmezdi… Murat da tıpkı babası gibi, Tolga biraz daha sakin ama o da kardeşine boyun eğmez. Ah, şu talihim!”

“Haklısın Fatma, senin çocuklar gerçekten çok hareketli. Geçen veli toplantısında Murat’ı öğretmeni yerden yere vurdu. Sen toplantılara hiç gelmiyorsun.”

Ahmet ve Murat aynı sınıftaydı, beraber okula gidip gelirlerdi. Ahmet derslerinde iyiydi, ama Murat zor bela geçiyordu.

“Okula gitmiyorum artık. Özellikle Murat için gelen şikayetleri duymaya dayanamıyorum. İnan Zeynep, öğretmenlerini görünce yoldan bile sapıyorum. Şikayet etmeye başlayacaklar diye yüzüm kızarıyor, ter basıyor. Senin Ahmet’in ne güzel çocuk, benimkiler ise…” diyerek elini salladı ve evine yöneldi.

Zaman geçti, delikanlılar büyüdü. Murat yine aynı kıpır kıpırdı, dokuzuncu sınıftan sonra okulu bıraktı. Tolga hâlâ okuyordu.

“Ehliyet alıp askere gideceğim, sonra da evleneceğim,” diyordu Murat.

Ahmet’le artık daha olgun konuşuyorlardı. Ahmet yine aynı sessiz, uysal haliyle kalmıştı. Yazın ormanda tek başına dolaşmayı, mantar toplamayı severdi. Akşamları evin önündeki merdivenlerde oturup çayını yudumlardı. Kitap okumayı da çok severdi.

Okuldan sonra elektrikçilik öğrendi, köyden ayrılmayı hiç düşünmüyordu. Zaten ailesi de bırakmazdı. Tek evlatlarıydı.

“Oğlum, köklerin burada, burada yaşayacaksın,” diye kararını çoktan vermişti Mehmet, o da itiraz etmedi. Şehre gitmek istemiyordu zaten. Kursa giderken her gün otobüsle yarım saatlik yola katlanırdı. Şehir ona kalabalık geliyordu. Kızlarla pek ilgilenmezdi, bazıları ona bakıp gülümsese de. Cesaretli olanlar sinemaya davet ederdi, onun ne kadar utangaç olduğunu bilmeyenler. O ise otobüsü kaçırmamak gerektiğini bahane ederek geri çevirirdi.

“Ahmet, şu şehirli kızlara sakın bulaşma,” diye tembihlerdi annesi, “hepsi fırsatçıdır, bir bakmışsın başına iş açmışlar…”

“Bırak anne, ne diyorsun öyle…” diye savuştururdu oğlu.

Köyün gençleriyle buluşur, Murat’la takılırdı. Ama kızlara pek ilgi göstermediğinden, onlar da ona öyle davranırdı. Kimse bilmezdi ama Ahmet’in lisedeyken gönlü Elif’teydi, kendisinden bir yaş küçüktü. Ama bunu kimseyle paylaşmaz, hatta ondan korkardı.

Kendi kendine söylenirdi:

“Neden Murat gibi atılgan değilim ki? Onun etrafında kızlar dört dönüyor, ben ise… Kızlardan korkuyorum, utanıyorum… Elif’i seviyorum ama bunu asla söyleyemem, hele ona hiç. Ya benimle dalga geçerse? Ne haddime! Elif yanıma yaklaştığında dizlerim titriyor. Galiba hep bekâr kalacağım. Murat ise evlenmeye hazırlanıyor…”

“Ahmet, benim düğüne hazırlan. Köyümüzün salonunda olacak. Sevgi’nin köyünden kızlar da gelecek. Kendine gel, yoksa hep yalnız kalacaksın,” diye sırıtırdı Murat.

Sevgi, Murat’ın nişanlısı, köylerine dört kilometre uzaktaki bir başka köydendi. Ahmet’in komşusu aşkını orada bulmuştu. Köydeki kızlardan birini seçmemişti, halbuki birçoğu ona âşıktı.

“Tamam Murat, mutlaka gelirim,” diye söz verdi Ahmet.

Murat’ın düğünü coşkulu ve neşeli geçti. Sevgi’nin sağdıçlarından biri kendi köyünden bir kızdı. Yaz akşamıydı, müzik çalıyordu, davetliler coşkuyla eğleniyordu. Ahmet ise ya masada oturuyor ya da havasız salondan dışarı çıkıyordu.

İşte o sırada sağdıçlardan biri olan hareketli Ayşe, Ahmet’i fark etti. Önce ona baktı. Ahmet gerçekten yakışıklı bir delikanlıydı: uzun boylu, kara saçlı, ela gözlü. Tanımayan kızlar ona ilgi gösterirdi.

“Selam,” diyen neşeli bir ses duydu Ahmet, karşısında güzel mi güzel Ayşe’yi gördü.

“Selam,” dedi ve yüzü kızardı.

“Seni tanıyorum. Mehmet amcanın oğlusun,” diye devam etti Ayşe. “Baban sık sık bizim köye gelir, babamla arkadaşt

Rate article
Lifequest
Hadi Evlenelim