Yolculuğun başladığı anons edilmişti ve Kemal perona çıktı. Bir haftalık iş seyahatinden sonra evine dönüyordu. Yataklı vagonuna girip alt kompartımanındaki yerini buldu. Eşyalarını yerleştirirken, birinin ağır nefes alarak vagona doğru geldiğini duydu. Dönüp baktığında, tekerlekli çantalı, daha çok sırt çantasını andıran bavuluyla, sonbaharlık pardösüsü ve renkli yazmasıyla yaşlı bir kadının nefes nefese karşısında durduğunu gördü.
“Tamam,” diye geçirdi içinden Kemal, “büyük ihtimalle bu teyze benim komşum olacak, şimdi alt yatak için yalvaracak.”
“Bak evlat, galiba benim yerim alt tarafta,” diye seslendi yaşlı yolcu, nefesini tutarlayarak.
Gerçekten de yeri alttaydı. Kadın, eşyalarını düzenlemeye başladı. Kemal, komşusunun yetmiş yaşlarında olduğunu fark etti. “Vay canına,” diye düşündü, “bu yaşta bile yollara düşüyorlar, evde otursalar ne olur?”
Nihayet kadın yatağına oturdu, kırışık ellerini dizlerinin üzerine koydu. Vagon doluyordu ama üst yataklarda hâlâ kimse yoktu. Kemal, yaşlı yolcuyla baş başa kalacağına ve onunla konuşacak bir şey bulamayacağına ikna olmuştu.
Tren hareket etti. Biraz sonra kondüktör geldi, çarşafları getirdi. Kadın hemen yatağını hazırlamaya koyuldu, özenle serip düzeltti. Sonra tekrar oturdu ve ilk sözü o açtı:
“Alışkın değilim böyle yataklara, evimde yumuşacık yatağım var. Burası biraz sert olacak galiba. Gençliğimden beri yolculuk etmemiştim, bir daha da edemem diye düşünüyordum.”
Kemal başını salladı ve sessizliğini korudu.
“Benim adım Emine Hanım. Sizinki nedir?”
“Kemal.”
“Babanızın adı?”
“Ahmet oğlu. Ama Kemal diyebilirsiniz.”
“Tabii, gençsin daha, isminle hitap ederim. Misafirliğe mi gidiyorsun?”
“Niye misafirliğe?” diye şaşırdı Kemal. “İş seyahatinden dönüyorum.”
“Öyle mi! Eve dönmek güzel. Ben ise yaşlılığımda evden çıktım işte.” Birden sustu ve pencereye baktı. Kemal, gözlerinde yaş belirdiğini fark etti, ağlamıyordu ama. İçi burkuldu, yaşlı komşusuna karşı bu kadar soğuk davrandığı için utanmıştı.
“Peki siz eve mi gidiyorsunuz, yoksa evden mi çıktınız?” diye sordu Kemal, buzları kırmak için.
“Evden çıktım evlat, evden… Buralara yolculuk bir gün sürüyor ama yine de huzursuzum.”
“Kime gidiyorsunuz?”
“Kızıma gidiyorum,” dedi Emine Hanım, cebinden mendilini çıkarıp gözlerini sildi.
“Sevinmeniz gerekirken, siz ağlıyorsunuz.”
“Seviniyorum aslında, beş yıldır kızımı görmüyordum. Artık göremeyeceğimi bile düşünmüştüm.”
“Yollarınız mı ayrıldı?”
“Ayrıldık evlat, kendi isteğimizle ayrıldık. Gençken karakterlerimiz yüzünden huzur bulamadık, gururumuz barış içinde yaşamaya engel oldu. Kızım büyüdükten sonra anlaşamaz olduk. Onu babasız büyüttüm, kavgalarımız hiç eksik olmadı. Bana inat ilk evliliğini yaptı, mutlu olamadı. Ben de ona destek olacağıma sürekli eleştirdim, ömür boyu didiştik durduk. Torunumu da bana karşı kışkırttı, her şeyde ters düştük. Beş yıl önce evini sattı, gitti, nereye gittiğini söylemedi. Polise bile gittim, araştırdım, merak ettim çünkü torunumu da alıp gitmişti.”
“Sonra bir mektupla haber verdi. İyi olduğunu, evlendiğini yazdı ama beni aramamamı, asla gelmememi istedi. İşte bu yük altında yaşadım bu yılları. Ama zamanla benim de hatalarım olduğunu anladım. Dinlemedi belki, ama o benim öz kızımdı.”
“Geçen yıl kızımdan bir mektup geldi. Nerede yaşadığını yazmış, eşinden çoktan ayrıldığını, artık büyükanne olduğunu ve sağlığımı soruyordu. Bütün gece ağladım, sonra ona ‘onsuz yaşayamadığımı’ yazdım. Telefonlaştık, konuştuk ve ikimizin de suçlu olduğunu anladık.”
“Torunumun da bir çocuğu olmuş, demek ki bir de torunum var. Kızım ona bakıyor, kendisi gelemiyor, beni çağırdı. Ben de kalktım yola düştüm. Ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum, sağlığım da pek yerinde değil, tansiyonum var. Onları son bir kez göreyim istedim.”
Kemal suskun kalmıştı, bu yabancının hikâyesi yüreğine işlemişti. Kendi annesini düşündü, onu ne kadar az ziyaret ettiğini. Annesi köyde yaşıyordu, ablası da oradaydı. Hep ablasının annesine bakacağını düşünmüştü. Ama şimdi bu yolcunun anlattıklarından sonra içi burkuldu, bir ağırlık çöktü üzerine. Oğuldu o, annesi onu özlüyordu, daha sık görmek istiyordu.
Yol boyunca Emine Hanım’la konuştular, zaman su gibi aktı. İnerken kadına yardım etti, bir yandan da telaşlı bakışlarla etrafı tarayan zarif bir kadının onlara doğru geldiğini fark etti. Kemal bir adım geri çekildi. İki kadın göz göze geldi, birbirlerine sarıldılar ve uzun süre ayrılamadılar. İkisi de ağlıyordu. Bu dokunaklı buluşma, Kemal’in içine su serpmişti; artık her şeyin yoluna gireceğinden emindi.
Kenara çekildi, sigara içmek istedi. İçi bir tuhaf olmuştu. Telefonunu çıkarıp annesini aradı. Sebepsiz yere sadece şunu söylemek istedi: “Anne, geldim. Hafta son




