Yılbaşı tatili bitmek üzereydi. Tatil boyunca yenen salatalar, pastalar ve mezeler artık iyice bıktırmıştı, bu yüzden Aylin sabah kahvaltısında yulaf ezmesi yapmıştı. Artık normal, sade yemeklere dönme vaktiydi.
Üçleri kahvaltı ederken, Murat’ın telefonu çaldı. Mutfaktan çıktı. Aylin, duyduğu kısa cevaplardan kimin aradığını ve ne istediğini anlamaya çalıştı.
Murat geri döndüğünde, üzgün görünmüyordu. Düşünceliydi, ama mutsuz değildi.
“Şey…” diye başladı. “Annem aradı, tansiyonu yükselmiş, gitmemi istedi.”
“Tabii, git.” diye onayladı Aylin.
Murat giyinmeye gittiğinde, telefon konuşmasından duyduğu şeyleri hatırladı: “Şimdi mi? Belki gerek yok? Tamam, peki.” Kayınvalidesi arayıp gelmesini istediğinde, Murat genelde hiç sorgulamadan hemen koşardı. “Yine gereksiz şeyler düşünüyorum,” diye durdurdu kendini Aylin.
“Hemen döneceğim,” diye seslendi Murat girişten, ardından kapı çarptı.
“Ye hadi,” diye acele ettirdi Aylin, tabağındaki yulafı eşeleyen oğlunu.
“Kızağa gidecek miyiz? Söz vermiştin.” Efe kaşığına aldığı yulafı uzun uzun inceledikten sonra ağzına attı.
“Baban gelince gideriz. Tamam mı?” diye gülümsedi Aylin. “Ama anlaşma—yulafını bitireceksin.”
“Tamam.” diye cevapladı oğlan, hevesiz bir şekilde kaşığı yeniden ağzına götürdü.
“Beş dakika sonra tabak boş değilse, hiçbir yere gitmiyoruz,” diye sertçe ekledi Aylin ve bulaşıkları yıkamak için lavaboya geçti.
Ütü yaparken, Efe yerde arabalarıyla oynuyordu ki kapının kilidi çıtırdadı.
“Sonunda,” diye düşündü Aylin. Ütüyü bırakıp girişteki hışırtıları dinledi. “Neden bu kadar uzun sürdü?” diye merak etti ve Murat’ı karşılamaya yürüdü.
Kapıda, on yaşlarında bir kız çocuğu belirdi ve Aylin’e merakla baktı. Arkasından Murat çıktı. Yüzü mahcup bir ifade taşıyordu. Ellerini kızın omuzlarına koydu ve meydan okuyarak çenesini öne çıkardı.
“Bu benim kızım, Elif,” dedi Murat ve gözlerini kızın saçlarına dikti. “Annem, onu yarın sabaha kadar almamı istedi.”
“Anladım. Peki annesi nerede? Yeni sevgilisiyle güneye mi kaçtı?” diye alaycı bir tonla ekledi Aylin.
Murat omzunu silkti, ama cevap veremeden Aylin ütü masasına geri döndü.
“Gel,” diyen Murat’ın sesini duydu ve Elif’in yerde oynayan Efe’ye yaklaştığını gördü.
“Yulaf kaldı mı?” diye sordu Murat.
“Ben yulaf yemem,” diye hemen atıldı Elif. “Makarna ve sosis isterim.”
Murat şaşkınlıkla önce Elif’e, sonra Aylin’e baktı. Aylin omuz silkti ve mutfağa doğru elini salladı, “Git, kendin yap,” der gibi.
Biraz sonra Murat mutfaktan Aylin’i çağırdı.
“Makarna var mı? Bulamadım.”
“Var. İşte artakalanlar. Ütüyü bitirip markete gideceğim,” diye sitemle baktı Aylin.
“Bana öyle bakma. Ben de bilmiyordum ki—”
“Öyle mi? Peki annen aradığında neden geldiğini söylemedi mi?” Murat’ın gözlerini kaçırması, Aylin’in haklı olduğunu gösterdi. “Bana sormak gerekmez miydi? Neden söylemedin? Efe’yi de böyle bir karşılaşmaya hazırlamalıydın. Şimdi seni paylaşamayacaklar.”
Tam da dediği gibi, odadan Efe’nin ağlama sesi geldi. Aylin odaya koştu, peşinden Murat geldi.
“İşte. Hallediver şimdi,” diye ellerini iki yana açtı Aylin.
Efe annesine yapıştı. Elif ise öfkeli bir şekilde yere bakıyordu.
“Ne oldu?” diye sordu Murat, kızına yaklaşarak.
Aylin, Murat’ın Efe yerine Elif’e gitmesine içerledi.
“O… arabamı… alıyor…” diye hıçkırdı Efe.
Tencereden taşan makarnanın sesiyle Murat mutfağa koştu. “Ona bir şey diyemezsin. Misafir. Kayınvalidemin dediği gibi, ‘yetim kuzu’. Peki ben ne yapacağım?”
“Çizgi film izlemek ister misin?” diye kendini zorlayarak sakin bir sesle sordu Aylin.
Elif başını salladı, Aylin de rahat bir nefes alarak televizyonu açtı. Elif ve Efe koltuğa oturdular.
“Annen yine mi iş çevirdi? Ailemizi bozmak mı istiyor? Eski karını geri almak için takıntı yapmış. Efe doğduğunda, ‘Elif’ten başka torunum yok’ diye nasıl bağırdığını duymuştum. Şimdi de senin kızına nasıl davranacağımı mı test ediyor?” diye tısladı Aylin mutfakta.
“Gerçekten kötü hissediyor,” diye savundu Murat annesini.
“Peki bu kız ona ne engel oluyordu? Su verirdi, ambulansı arardı. Onunla daha güvende olurdu. Ben onun yaşındayken omlet yapabiliyordum,” diye diret




