“Senin gibilerle evlenilmez,” dedi Serkan sakince, gözlerini Aylin’den kaçırarak. “Bazı kadınlar vardır, aşk ve keyif içindir. Bazılarıysa kendini nikâha saklar. Maalesef sen o kadınlardan değilsin.”
Aylin şaşkınlıkla baktığı adamına, “Ben sana ne yaptım Serkan? Yemek yaparım, güzel görünürüm, evi pırıl pırıl tutarım, bir kadın olarak her açıdan yeterliyim!”
“İşte sorun da bu!” diye kesip attı Serkan. “Sen bozuk mal gibisin, anlamıyor musun? Senin gibilerle evlenilmez. Seninle sadece vakit geçirilir. Evlenilecek kadın temiz, lekesiz olmalı, ilk sen olmalısın hayatında! Kocasının ayaklarını yıkayıp o suyu içecek kadar sadık…” Son sözü söylemiş olmanın gururuyla arkasını döndü ve horlamaya başladı.
Daha bir hafta önce Aylin, kız arkadaşlarıyla kafede oturmuş, ne kadar şanslı olduğunu konuşuyordu. Evet, 30 yaşında genç bir kız sayılmazdı ama kariyeri vardı, evi, arabası, güzelliği… Evlenip çocuk yapmak için her şey hazırdı! Üstelik mükemmel genlere sahip bir aday da bulmuştu.
Serkan hiç evlenmemişti, annesinin yanına taşınmamış ama hemen bitişikteki daireyi almıştı. 40 yaşında, yakışıklı, bakımlı, kötü alışkanlıkları yoktu, üstüne üstlük iyi bir mevkide çalışıyordu. Rüya gibi bir erkekti.
Aylin’le muayenehanesinde tanışmışlardı. Diş kontrolüne gelmiş, sevdiği kadını bulmuştu. İşte böyle şeyler olurdu.
Aylin çok çalışıyordu, hem devlet hastanesinde hem özel klinikte hasta kabul ediyor, sosyal hayatına vakit ayıramıyordu. O akşam Serkan, iş çıkışında onu lükas peynir çiçekleriyle karşıladı. Şubat ayında! Ardından restorana davet etti. Böyle başladı her şey.
Bir yandan içi kemiriyordu Aylin’i: İkinci yıla giriyorlardı ama Serkan’dan bir “evlenme teklifi” gelmemişti. Arkadaşları da artık “yüzük parmağını boş bırakma” diye laf atıyorlardı. Ama Serkan hiç acele etmiyordu.
“Kızlar”ın tavsiyelerine kulak veren Aylin, bir gece yatağa girmeden konuyu açtı. Hiç beklemediği bir cevap aldı: “Senin gibilerle evlenilmez!”
Bu adam kendini ne zannediyordu? Durumu daha akıllı insanlarla tartışmak lazımdı. Ertesi gün iş çıkışında yine kız arkadaşlarıyla kafede buluştu:
“Biliyor musunuz, bana ‘bozuk mal’ dedi! Meğerse benim gibilerle evlenilmezmiş!”
“Nasıl yani, Aylin?” diye gürledi Gülnur. “Sen hem güzelsin hem akıllı, hem de kendini adam etmişsin!”
“Dedi ki sadece lekesiz kızlarla evlenirmiş. Ben ise… İkinci sınıfmışım. Ne yapacağımı bilemiyorum artık! Yoksa her şeyiyle mükemmel biri. Akıllı, parası var, yatakta da sorun yok…”
“Aylin, bırak şunu,” diye kıkırdadı Derya. “Yoksa seni öyle bir kandırır ki, özgüvenini yerine getirmek için yıllar harcarsın!”
“Bize yemeğe getir onu!” diye atıldı Gülnur. “Zaten bu hafta sonu bizim evlilik yıldönümümüz, 10 yıl! Gelirseniz, ona aile hayatının güzelliklerini anlatırız!”
Böylece karar verildi. Aylin’le nadiren dışarı çıkan Serkan, şaşırtıcı bir şekilde daveti kabul etti. Arabayı da o kullanacaktı. Aylin, dönüşte kendisinin sürmeyecek olmasına sevindi.
Gülnur’ların yazlığında keyifli bir hava vardı. Çocuklar koşuşturuyordu; Gülnur’un iki çocuğu ve sayısız yeğeni… Mangalda yemekler pişiyor, bir köpek oradan oraya zıplıyordu: “Şanslı”, bir spitz. Aylin ona bakıp, “Bu hayvanın içinde bir pil mi var?” diye düşündü.
Yemek öğleden sonra başladı, akşama kadar sürdü. Büyükler, çocuklar içeri çekilince masada en dayanıklılar kaldı: Gülnur, kocası, kız arkadaşlar ve Serkan. Çay ve börek eşliğinde sohbet ederken konu yine evliliğe geldi. Serkan teorisini tekrarladı:
“Gülnur, siz diyorsunuz ki Aylin evlensin. Peki neden daha önce evlenmedi? Sizin 10 yıllık evliliğiniz var, o hâlâ bekâr?”
“Ne bileyim,” dedi Gülnur şaşkınlıkla. “Biz üniversitedeyken evlendik, aşk işte. O ise işine odaklanmıştı.”
“Bir de şunu sorayım: Siz evlenirken bakire miydiniz?”
“Vay, ne sorular bunlar!” diye homurdandı Gülnur. “Doktorlar mı kabaydı? Hayır, bakire değildim. Birinci sınıftan beri beraberiz, merak ettin mi?”
“Ama tanıştığınızda o bir kızdı, değil mi?”
“Sen sigoracı olduğuna göre mesele bakirelik değil, sigorta riski olsa gerek!” diye çıkıştı Gülnur’un kocası. “Karım kızdı bana, tamam mı?”
“İşte gördünüz mü? Temiz ve lekesizdi. Saygılar, doğru kararı vermişsiniz. Ama bir erkeğin, kaç kişiyle olduğu belli olmayan bir kadına evlenme teklif etmesi ne kadar doğru? Düşünün! Eğer bir kadın kendini böyle dağıtmışsa, ailesini de rezil etmeye değer mi?”
“Ne ailesiymiş bu?” diye güldü Derya. “Soylu bir aile mi ki bakire şartı koşuyorsun? O zaman neden Aylin’i oyalıyorsun? Zamanını çalıyorsun! Başka birini bulup evlenebilirdi!”
“Kimse kimseyi oyalamadı,” dedi Serkan sakince. “Arkadaşınızın da artık anlaması lazım: O ikinci sınıf bir kadın. Onunla evlenmek için sağlam bir sebep gerek. Ben göremiyorum. Sen de, Derya, üçüncü sınıfs




