**Günlük**
Bugün telefonum çaldığında Sema’nın sesindeki öfkeyi hemen hissettim. “Anne, gördün mü oğlun senin hakkında neler yazmış?” diye bağırdı, telefonu neredeyse elinden düşürecekti. “Hayır, benim hakkımda değil, senin! Volkan! Senin bir tanecik Volkan’ın! Sosyal medyada paylaşmış!”
Ayşe Hanım yavaşça mutfak sandalyesine çöktü, telefonu sıkıca kulağına yapıştırdı. Karnında bir şey acıyla sıkıştı, tıpkı doktorların Mehmet’in teşhisini açıkladığı gün gibi. Ama bu daha beter geliyordu.
“Ne yazmış, Semacığım?” diye fısıldadı, zaten iyi bir şey duyamayacağını biliyordu.
“Uzun uzun yazmış… Nasıl bir annesin diye! Hayatı boyunca onu kontrol ettiğini, yaşamasına izin vermediğini söylüyor! Sen yüzünden ilişkilerinin yürümediğini iddia ediyor! Anne, okumaya dayanamıyorum, ellerim titriyor! Yorumlar da öyle… Allahım, insanlar neler yazmış!”
Ayşe Hanım gözlerini kapadı. Mutfak kararıyor gibiydi, sadece buzdolabın uğultusu her akşamki gibi devam ediyordu. Masada yarısı yenmemiş bulgur pilavı soğuyordu—Volkan yemeğe gelmemişti, üstelik en sevdiği şekilde, köfteli yapmıştı.
“Anne, beni duyuyor musun?” diye endişelendi Sema.
“Duyuyorum kızım. Peki yorumlarda ne yazıyor?”
“Tekrar etmek istemiyorum. Sen de okuma, tamam mı? Kalbin… Şimdi sana geliyorum, olur mu?”
“Gerek yok, Sema. Geç oldu, çocukları yatırman lazım. Ben… hallederim.”
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre hareketsiz oturdu. Pencereden ekim ayının alacakaranlığı süzülüyordu, bahçedeki lambalar yanmıştı. Bir çocuk ağlıyordu, merdiven kapısı çarptı. Her zamanki akşam sesleri, ama içinde her şey alt üst olmuştu.
Volkan eve gece yarısına yakın geldi, üstüne bira ve sigara kokusu sinmişti. Ayşe Hanım onu koridorda karşıladı, sessizce ayakkabılarını çıkarırken yüzüne bakmadığını fark etti.
“Yemek yiyecek misin?” diye yavaşça sordu.
“İstemiyorum.” Ceketini asarken hâlâ göz göze gelmekten kaçınıyordu.
“Volkan…”
“Ne var?” diye sertçe döndü ve gözlerinde yabancı bir ifade gördü. Öfke mi? Utanç mı? Yoksa kendini savunma çabası mı?
“Niye yazdın bunları?”
Oğlu bir süre sustu, burnunu ovuşturdu. Ayşe Hanım son aylarda nasıl yaşlandığını fark etti birden. Volkan otuz iki yaşındaydı, ama o hâlâ okuldan koşarak gelen, kavgalarından ve zayıf notlarından bahseden küçük çocuğunu görüyordu.
“Anne, seni kırmak istemedim,” diye mırıldandı sonunda. “Ama… zor bir dönemden geçiyorum. Elif’le ayrıldık, işte de sıkıntılar var. Psikolog çocukluk travmalarımı konuşmam gerektiğini söyledi.”
“Travma mı?” diye tekrarladı Ayşe Hanım. “Ne travması Volkan? Ben sana ne yaptım?”
“Anne, anlasana… Sen hep fazla… koruyucu oldun. Üniversitedeyken her gün arayıp yemek yedim mi, üşüyor muyum diye sormanı hatırlıyor musun? Ya da yurttaki komşu kızla tanışıp bana göz kulak olmasını rica ettiğini?”
Ayşe Hanım duvara yaslandı. Evet, o kızı hatırlıyordu—Merve. Çok iyi bir kızdı, kalabalık bir aileden geliyordu. Ona evde yaptığı börekleri verir, bazen Volkan’ı doyurmasını rica ederdi, yemek yemeyi unutursa diye. Bunda yanlış olan neydi?
“Peki,” diye devam etti Volkan, salona doğru yürürken, “her hafta sonu eve gelip çorba kavanozları getirdiğini, çamaşırlarımı yıkadığını hatırlıyor musun? Arkadaşlarım benimle dalga geçiyordu.”
“Yardım etmek istedim,” diye fısıldadı. “Senden ve Sema’dan başka kimsem yok. Baban gittikten sonra…”
“İşte bu!” diye atıldı oğlu. “Bütün o sevgini bize boşalttın! Biz nefes alamadık! Sema evlenip gitti en azından, ama ben…”
“Sen neyin eksik? Evlenmene engel mi oldum?”
Volkan kanepeye çöktü, ellerini yüzüne kapattı.
“Anne, anlamıyorsun. Evet, açıkça bir şey yasaklamadın. Ama hep yanı başımdaydın! Hep! Kız arkadaşlarımı besleyip baktın, sonra da kendilerini gereksiz hissettiler. Benim ne önemim var ki, her şeyi yapan bir annem varken?”
“Elif de mi öyle düşünüyordu?”
“Elif…” derin bir iç çekti. “Elif bana ‘çocuk kalmış’ dedi. Otuz iki yaşında hâlâ annemle yaşadığımı söyledi. Kendi başıma ayakta durmayı öğrenmem gerektiğini.”
Ayşe Hanım yavaşça mutfağa geçti, çaydanlığı açtı. Elleri titriyordu, bardakları zar zor masaya koyabildi. Volkan peşinden geldi, kapı eşiğinde durdu.
“Anne, seni incitmek istemedim. Vallahi. Ama bunları dışarı vurmam gerekiyordu, anlıyor musun? İnternette daha kolay oluyor. İnsanlar deneyimlerini paylaşıyor, tavsiyeler veriyor…”
“Peki ne tavsiye ettiler?” diye sordu, arkasını dönmeden.
“Herkes farklı düşünüyor. Kimi aile evinden ayrılmam gerektiğini söylüyor. Kimi sınırlar koymamı. Kimi de kendilerinin de aynı sorunları yaşadığını yazıyor.”
Ayşe Hanım çayı bardaklara boşalttı, şeker ekledi. Yirmi yıl önce bu mutfakta, Mehmet’e kemoterapi sonrası çay hazırladığı günleri hatırladı. Onun elini tutup “Ayşe, çocuklara iyi bakacaksın. Söz ver,




