O sabah, kedim tuhaf davranıyordu. Genelde öğlene kadar uyur, rüyasında patilerini oynatırdı ama o gün sanki sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gerilmişti.
Bütün gün mutfaktan çıkmadı. Ne zaman içeri girsem, gaz ocağının üstünde oturuyor, bazen yüksek sesle ve ısrarla miyavlıyor, bazen de aniden duvarın bir köşesine doğru hırlıyordu.
Onu birkaç kez kucağıma alıp mutfaktan çıkardım, belki sadece ilgi istiyor diye düşündüm. Ama sırtımı döner dönmez yine oradaydı, ocağın üzerinde, iri gözleriyle bana bakıyor, sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Önce acıkmıştır diye düşündüm. Mama koydum, en sevdiği ödülleri verdim ama yemedi bile. Bu çok garip gelmişti. Maviş hiçbir zaman lezzetli atıştırmalıkları reddetmezdi.
Akşama doğru kendimi iyice kötü hissettim. Bitkin düşmüştüm, başım dönüyor, midem bulanıyordu. Belki yorgunluktur ya da tansiyon dedim. Ama Maviş gittikçe daha da huzursuzlanıyor, mutfakta koşturup tekrar ocağa atlıyor, o kadar yüksek sesle miyavlıyordu ki artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
Sonunda garip davranışının nedenini anladığımda donup kaldım 😱😱 Devamı ilk yorumda 👇👇
Gece geç vakit her şey netleşti. Komşum Zeki Bey, bir alet istemek için mutfağa girdiğinde aniden kaşlarını çattı:
“Burada çok keskin bir gaz kokusu var.” dedi.
Acil servisi aradık. Anlaşıldı ki, ocağın arkasındaki borulardan sızan karbonmonoksit gazı birikmişti. Yavaş yavaş yayılan gaz, benim yorgunluk zannettiğim belirtilere neden oluyordu.
Hâlâ düşünüyorum da, eğer Maviş olmasaydı ne olurdu? O, en başından beri hissediyordu. Miyavlamaları, hırlamaları, beni mutfakta tutmaya çalışması… Hepsi bir uyarıydı.
Hemen hastaneye gittik, muayene olduk ve şükür ki ciddi bir şey çıkmadı. Ama artık Maviş garip davrandığında, önce onun ne anlatmaya çalıştığını dikkatle dinliyorum.
O gün, benim hayatımı kurtardı.




