Birine yardım ederken iki kez düşün. İyilik çabuk değer kaybeder; bir kez el uzattın da, “senin elinde fazladan bir şey var” diye düşünmeye başlarlar. Hem para, hem zaman, hem de enerji harcarsın, ama bir tuzak var: yardım bir anda boyunluk gibi bağlanabilir.
İlk başta “çok teşekkür ederim”, “size minnettarım” derler, başınızı öpecek kadar saygı gösterirler. Sonra nazikçe “biraz daha yapar mısın?” sorusunu sorarlar, ardından talep etmeye başlarlar. Sen de artık yapamaz hâle gelince, sanki bir borç almış gibi, “sen bizi yarı yolda bıraktın, maaşını ödeyecek misin?” diye suçlamaya yönelirler. Çünkü onların gözünde sen bir “hayırsever”sin, yani sürekli “tedarik” yapman gerekir. Senin iyiliğin artık “planlı gelir” kalemine işlenmiş olur; zaten ondan bekleniyormuş gibi davranırlar. “Sen kurtarıcı oldun, şimdi vazgeçtin, yani suçlusun” diye bağırırlar.
Bir de başka bir acı gerçek var: yardım bazen kıskançlık doğurur. “Eğer o verebiliyorsa, onun fazlası var demektir. Neden o dolu dolu, ben ise kırıntı alıyorum?” diye düşünülür. Böylece senin desteğin hediye değil, aşağılamaya dönüşür. “Üzgünüm, artık yapamam” dediğinde ise acıma yerine kırgınlık ve azarlama duyarsın.
Benzer bir olay birden fazla kez tekrarlanmıştır. Başta samimi teşekkür, sonra ricalar, ardından talepler ve sonunda öfke ve yapılan iyiliğin değersizleştirilmesi gelir. Yardım çabuk “borçlu”ya dönüştürür; bir an durursan, sen suçlu ilan edilirsin.
Bu yüzden el uzatmadan önce, ikinci ya da üçüncü ricada durup düşün. İyiliğin “ömür boyu hizmet”e dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgula. Çoğu zaman senden sadece sonsuz bir sorumluluk beklenir. Hikâyenin sonu hep aynı: bir zamanlar kurtarıcı olan kişi “hain” olarak anılır. Saf, çıkar gözetmeyen bir iyilik ya takdir edilir ya da anında değersizleşir. Ve bu sefer suçlu sen değilsin.
Bonus
Tanıdığım Aylin’in çocukluk arkadaşı vardı; birbirlerine her daim destek olurlardı. Arkadaşı işini kaybettiğinde Aylin hemen yanına koştu: bir miktar ₺5.000 nakit yardımı yaptı, tanıdığı insanları tanıştırdı ve hatta birkaç ay evinde kalması için yer verdi.
Başta arkadaş neredeyse her gün teşekkür eder, “sen olmasan ne yapardım” derdi. Sonra bu durum bir alışkanlığa dönüştü. “Sen benim tek dayanağımsın, her zaman beni kurtaracaksın, değil mi?” diye sürekli talep etmeye başladı.
Aylin de elinden geleni yaptı. Bir gün, “Üzgünüm, artık yapamam. Kendim de zor durumdayım.” dediğinde arkadaş aniden değişti. “Sen bana söz vermiştin! Gerçek dostlar böyle davranmaz!” diye bağırdı. Aylin’in yıllarca verdiği tüm destek bir anda silindi; geriye sadece “bana ihtiyacın olduğunda yardım etmedin” şeklinde bir kırgınlık kaldı.
En acısı para ya da kaybedilen zaman değil, gerçek dostluğun hiç olmamasıydı. Sadece “alım” alışkanlığı kalmıştı.
Tam da o anda Aylin şunu anladı: Yardım, karşısında minnettarlık olduğunda değer kazanır. Eğer minnettarlık yerine talep geliyorsa, bu artık destek değil, sömürüdür. O günden beri yalnızca elini uzatabilecek diğerlerine yardım ediyor. İyiliğin karşılıklı olması gerektiğini biliyor; aksi takdirde zincire dönüşür ve insanı boğar.




