Hatırlıyorum, 12 yıl boyunca Yılmaz ailesinin banyolarını temizlerdim. Bir gün yanımda getirdiğim çocuk, benim oğlummuş… Bunu ancak onlar, umudun tek ışığı olduğunda öğrendiler.
Adım Zeynep Demir. Yirmi dokuz yaşında, kimseye kalmamış bir dul kadın olarak, Yılmaz ailesinin konakında temizlikçi işine başladım. Kocam bir inşaat çöküşünde hayatını kaybetmişti; geriye sadece dört yaşındaki oğlum Mehmet kalmıştı.
İş başvurusunda bulunduğumda, Bayan Fatma Yılmaz gözlerimi süzdü ve şöyle dedi:
— Yarın başlayabilirsin. Ama çocuğun evin arka odasında oturmalı.
Başımı salladım, başka çarem yoktu. Küçük, sızıntılı bir çatı altında, tek bir şilteyle paylaştığım odada yaşamaya başladık.
Her gün mermer zemini siler, tuvaletleri parlatır, Bayan Yılmaz’ın üç şımarık çocuğunun peşini bırakırdım. Gözlerine bakmazdılar bana, ama oğlum bakardı. Ve her sabah bana söylerdi:
— Anne, senin için bu evden daha büyük bir ev inşa edeceğim.
Mehmet’e eski çini karoların üzerine tebeşirle sayı öğretirdim, yıpranmış gazeteleri ders kitabı gibi okuturduk. Yedi yaşına geldiğinde, Bayan Fatma’dan okuluna katılmasını rica ettim:
— Lütfen, çocuklarınızla birlikte okula gelsin. Ben fazla çalışırım, maaşımdan ödeyeceğim.
Bayan Fatma alayla güldü:
— Benim çocuklarım hizmetkârların çocuklarıyla karışmaz.
Böylece oğlumuzu mahalle devlet okuluna kaydettim. Her sabah iki saat yürüyerek, bazen çılgınca çıplak ayakla gelirdi. Şikayet etmezdi. On dört yaşına geldiğinde, il sınırındaki yarışmalarda birincilikler kazanıyordu. Almanya’dan bir jüri üyesi dikkatini çekti. O, Mehmet’e Almanya’da bir burs sağlamam, prestijli bir bilim programına alınmasını sağladı.
Bu haberi Bayan Fatma’ya söylediğimde, yüzü bembeyaz olmuştu:
— Bu çocuk… senin oğlun mu?
— Evet, aynı çocuk; ben banyolarınızı temizlerken büyüdü.
Yıllar sonra Bay Ahmet Yılmaz kalp krizi geçirdi, kızları Ayşe’nin böbrek nakline ihtiyacı doğdu. Aile, birkaç ay içinde servetini yitirdi. Doktorlar “yurtdışından uzman lazım” dediler.
O anda Almanya’dan bir mektup geldi:
— Ben Dr. Mehmet Demir, transplantasyon uzmanıyım. Yardım edebilirim ve Yılmaz ailesini tanıyorum.
Almanya’dan bir ekiple gelen Dr. Mehmet, uzun boylu, kendinden emin, şık bir adamdı. İlk bakışta tanınmadı. Bayan Fatma’ya döndü ve şöyle dedi:
— Bir zamanlar “çocuklarınız hizmetkârların çocuklarıyla karışmaz” demiştiniz. Bugün kızınızın hayatı, o hizmetkârın elinde.
Operasyon başarılı bir şekilde tamamlandı, hiçbir ücret talep etmedi; sadece bir not bıraktı:
“Bu evde bir gölge gördüm. Şimdi dimdik yürürüm, gururdan değil, her banyoyu süpüren annenin çocuğunun daha yükseğe çıkması için.”
Bana bir ev inşa etti, beni Karadeniz kıyısına götürdü, hayallerimi gerçekleştirdi. Şimdi, verandada oturup okula giden çocukları izlerken, televizyonda “Dr. Mehmet Demir!” duyduğumda gülümserim…
Çünkü bir zamanlar sadece bir temizlikçiydim. Bugün ise, oğlunun sayesinde yaşamını sürdüren bir ailenin annesiyim.




