Adım Ayşe Demir. 29 yaşımdayken, İstanbul’da yer alan eski bir köşkün temizliğini üstlendim. Kocam bir inşaat çöküşünde hayatını kaybetmişti; geriye sadece dört yaşındaki oğlum Mert kalmıştı.
İş sahibi Bay Kara’yı bulduğumda, gözleriyle beni süzdü ve şöyle dedi:
— Yarın işe başlayabilirsin. Ama çocuğun evin arka köşesinde kalmalı.
Ben başıma gelenlere boyun eğmemek gibi bir tercih yapamadım. Küçük, çatısı sızıntı yapan bir odada, tek bir şilteyle yaşam mücadelesi veriyorduk. Her gün mermer zeminleri silip, tuvaletleri parlatıyor, Bay Kara’nın üç pamuk gibi çocuğunun etrafında dönen tozları temizliyordum. Bana hiçbir zaman gözleriyle bakmadılar. Tek bakan, o minik gözleriyle bana bakan oğlumdu.
Mert her sabah şöyle derdi:
— Anneciğim, sana bu evden daha büyük bir ev yapacağım.
Kaldırımlara tebeşirle sayı öğretirken, yıpranmış gazete sayfalarını ders kitabı gibi okutturuyordum. Yedi yaşına geldiğinde, Bay Kara’ya yalvararak:
— Lütfen, kızlarımla okula birlikte gönderin. Daha fazla çalışacağım, maaşımdan ödeyeceğim.
Bay Kara gülerek karşılık verdi:
— Benim çocuklarım hizmetkârların çocuklarıyla karışmaz.
O yüzden çadır gibi bir okula, köy okulu, kaydedildi. İki saat yürüyerek, bazen çorapları delik, bazen çıplak ayakla okula gitti. Şikayet etmedi. On dört yaşına geldiğinde, il çapında yarışları bir bir kazandı. İngiltere’den bir jüri üyesi onu fark etti. Kanada’da prestijli bir bilim programına burs kazandırdılar.
Bay Kara’ya bu haberi verdiğimde, gözleri delice bembeyazlaştı:
— O çocuk… senin oğlun mu?
— Evet, aynı oğlum. Beni senin banyolarını temizlerken büyüttün.
Yıllar sonra Bay Kara’nın oğlu kalp krizinden öldü, kızı ise böbrek nakline muhtaç kaldı. Aile servetini kaybetmişti; doktorlar yurt dışı uzmanları gerektiğini söyledi. O an Kanada’dan bir mesaj geldi:
— Ben Dr. Mert Demir, transplantasyon uzmanıyım. Ailenizi tanıyorum, yardımcı olabilirim.
Göz alıcı bir ekiple İstanbul’a geldi. Uzun boylu, kendinden emin ve şık bir adamdı; ilk bakışta kimse onu tanıyamadı. Bay Kara’ya bakarak şöyle dedi:
— Bir zamanlar “hizmetkârların çocukları bizim çocuklarımızla karışmaz” demiştiniz. Bugün kızınızın hayatı, o çocukların birinin ellerinde.
Operasyon sorunsuz geçti, hiçbir ücret talep etmedi; sadece bir not bıraktı:
“Bu evin gölgesini ben de gördüm. Şimdi başımı dik tutuyorum, sadece gururdan değil, her banyoyu temizleyen annenin çocuğunun yükselişi için.”
Mert bana yeni bir ev inşa etti, beni Karadeniz’in maviliklerine götürdü, tüm hayallerimi gerçekleştirdi. Şimdi verandada otururken, okula giden çocukları izliyorum. Televizyonda adı duyulduğunda: “Dr. Mert Demir!” diye haykırıldığında içimde bir gülümseme beliriyor.
Bir zamanlar sadece bir temizlikçi olarak başladım. Şimdi ise, hayatını kurtaran bir insanın annesiyim; onun sayesinde, bir anne daha umutla nefes alabiliyor.




