O Tek Kâğıt Parayla Hayatımın Değiştiği An

Altmış iki yaşımda, kendi oğlumun evindeki katlanır kanepeyi yatağa çevireceğimi hiç düşünmemiştim. Bütün hayatım iki bavul ve bir el çantasına sığmıştı. Avukatın ofisinden dumanı üstünde tüten boşanma belgelerimi alırken, tek oğlum Emre bana “geçici bir çözüm” sunduğunu söylemişti. Geçici. Otuz yıllık evliliğin çöküşü, sadece geçici bir rahatsızlıkmış gibi.

Sabahın ışığı, gelini Aylin’in bembeyaz perdelerinden süzülüyor, ayakkabıyla basamayacağım parke zemine gölgeler düşürüyordu. Bu evde her kural sessiz ama kesindi: “İyi havluları kullanma, termostata dokunma, kokusu sinen yemekler yapma.” Kusursuz bir hayatın kenarında dolaşan bir hayalet gibiydim.

“Anne, erken kalkmışsın,” dedi Emre mutfak kapısında belirirken. Otuz beş yaşındaki oğlum babasının çene kemiğini ve benim inatçılığımı miras almıştı, ama galiba ikincisinin nereden geldiğini unutmuştu.

“Uyuyamadım,” diye cevapladım, mikrodalgada ısıttığım suyla hazır kahve yaparken. “İyi kahve makinesini kullanma” kuralı vardı: “Düğün hediyesiydi,” diye açıklamıştı Aylin gergin bir gülümsemeyle.

Emre çocukken yalan söyleyeceği zamanki gibi huzursuzca kıpırdandı. “Aylin’le konuştuk,” diye başladı. “Belki daha… kalıcı bir çözüm araman gerekiyordur.”

Kahve ağzımda acı bir tat bıraktı. “Kalıcı çözüm mü?”

“Yaşlılar için rezidanslar. Artık çok güzel imkanlar var.”

“Tabii,” dedim fincanı gereğinden fazla sert bir şekilde masaya koyarak. “Ayağa kalkana kadar kalabilirim diye düşündüğüm için ne kadar aptalım.”

“Böyle yapma. Yardım etmek istediğimizi biliyorsun.”

“Yardım mı?” Kelime ağzımdan planladığımdan daha keskin çıktı. “Emre, dün Aylin’in annesini Maçka’daki yeni apartmanlara götürdün. Granit tezgahlı olanları.”

Adem elması hareket etti. “O farklı. Onun özel ihtiyaçları var.”

“Benim özel ihtiyacım senin kanepen olmayan bir yatak.”

Tam o sırada Aylin geldi, sarı saçları mükemmel bir topuz yapılmıştı. Mutfakta bir hayaletmişim gibi hareket ediyor, göz göze gelmemeye çalışıyordu.

“Günaydın, Meral Hanım,” dedi başını kaldırmadan. Tam ismimle hitap edişi, burada aile değil de misafir olduğumu hatırlatıyordu.

Misafir odası, bebek odasına dönüştürülmek üzere boşaltılmış ve pastel sarıya boyanmıştı. Aylin’in karnı henüz belli olmuyordu ama şimdiden beşik bakmaya başlamışlardı.

“Aylin’in bebek için alana ihtiyacı var,” diye açıkladı Emre. “Çok stresli oluyor.”

“Sonsuza kadar kalmayı teklif etmedim, Emre. Sadece yeni bir yer bulana kadar.”

Aylin sonunda bana baktı, yeşil gözleri buz gibiydi. “Meral Hanım, galiba konuyu anlamıyorsunuz. Bu sınırlarla ilgili. Neyin uygun olduğuyla.”

“Uygun mu?” tekrarladım. “Otuz yıllık kocasını sekreteriyle aldatan bir kadın için uygun olan ne?”

“Anne, lütfen…”

“Emre, anlamaya çalışıyorum. Doğmamış çocuğun bir odaya, evsiz annenin bir yatağa ihtiyacından daha çok ihtiyacı var öyle mi?”

Emre’nin yüzünden kan çekildi. “Evsiz değilsin. Seçeneklerin var. Babam sana Antalya’daki dairesini teklif etti.”

“Baban, mal varlığının yarısından vazgeçmemi koşuluyla üç bin kilometre uzaktaki bir odayı teklif etti. Çok cömert.”

Aylin’in blender sesi her cevabı bastırdı. Motor durduğunda sessizlik daha da ağırdı.

“Konfor istiyorsan,” dedi Emre sonunda alçak bir sesle, “babamla evli kalmalıydın.”

Sözleri yüzüme yumruk gibi geldi. Büyüttüğüm, beslediğim, koşulsuz sevdiğim oğluma baktım ve bir yabancı gördüm.

“Anlıyorum,” dedim fincanı lavaboya bırakarak. “Buradaki yerimi açıkladığın için teşekkür ederim.”

Gün boyu telefonda kiralık dairelere baktım, birikmiş küçük paramı hesapladım. Banka hesabımda tam sekiz yüz kırk yedi lira vardı. Altmış iki yaşında, işsiz ve kredisiz, bu sekiz kuruş etmiyordu.

O gece köşedeki bakkala gittim. Şans oyunları biletlerine bakarken kendimi şu sözleri söylerken buldum: “Bir çabuk oyun lütfen.”

Bakkal Ahmet bey makineye biletini yerleştirdi. Kağıttan çıkan numaralar: 7, 14, 23, 31, 42. Süper top 18.

“Bol şans,” dedi üstüme sekiz lira verirken. Elimde kalan son paraydı.

Eve döndüğümde ev boştu. Tezgahta bir not: Emre ve Aylin annesine yemeğe gitmişlerdi. Tabii ki. Kanepeye uzandım ve televizyonu açtım.

Saat 23:17’de piyango sonuçları ekrana geldi. 7, 14, 23, 31, 42. Süper top 18.

Televizyona bakakaldım, halüsinasyon gördüğümü sandım. Titreyen ellerle biletimi çıkardım, numaraları tek tek kontrol ettim. Hepsi aynıydı. Bilet yere düştü, ben kanepeye çöktüm. Üç yüz milyon lira. Vergilerden sonra, artık kimsenin kanepesinde yatmama yetecek kadar. Oğluma gözlerinin içine bakıp “sert sevgi” dediği şey hakkında ne düşündüğümü söyleyecek kadar.

Sorun parayla ne yapacağım değildi. Sorun bu güçle ne yapacağımdı.

Rate article
Lifequest
O Tek Kâğıt Parayla Hayatımın Değiştiği An