14 Eylül 2025
Bugün, yeni bir sayfanın önünde duruyorum. Solmuş harflerle Kafe Keyif yazan, bir kenarında kurumuş lavanta çalıları, çöp kutusu ve birkaç güvercin bulunan eski bir kapının önündeyim. K harfi neredeyse düşmüş, ü harfi ise kelimenin içinde sarsak bir şekilde asılı kalmış.
Hoş geldin, yeni hayat, diye mırıldandım ve anahtarı kilide soktum.
İçeriden gelen nemli, küflü ve eski baharat kokusu, beni aniden bir çocuktan kalma hatıralara sürükledi. Bir an öksürdüm, pencereleri açtım, derin bir nefes aldım ve işe koyuldum.
Telefonun diğer ucunda eski dostum Sedanın sesi çınladı: Ne yapıyorsun ya! Bir kafe mi aldın? Bu semtte mi? İşten kovulmak mı seni bu hâle getirdi?
Ben, Para saymak yerine poğaçalar pişirmek daha iyi, diyerek masaları silerken iç çektim. Ayrıca hep hayalini kurmuştum. Hatırlıyor musun, anneannemin evinde? dedim.
Seda, Hatırlıyorum. Hayaller güzel, ama bu bir çardak gibi dedi.
Bu çardak değil, benim fırınım, diye cevapladım.
Fırınıma Mandalina Ekmeği adını verdim. Büyükannem Ayşe Nine, her zaman tarçınlı poğaçalar yapar, içine rendelenmiş mandalina kabuğu eklerdi. Kışın evimiz mandalina ve taze hamur kokusuyla dolardı; ben o sıcaklığı yeniden yaratmak istiyordum.
İlk hafta hiç müşteri gelmedi. Kafe, şehrin kenar mahallesinin en ucunda, sadece kısayolları bilenlerin geçtiği bir noktada bulunuyordu. Saat beşte kalkıyor, hamuru yoğuruyor, pişiriyor, bulaşıkları yıkıyor ve tarifleri deniyordum. Tarçın ve vanilya aromaları kahveyle karışıyor, pencere kenarına mandalina dolu bir vazo koyup Göz atın, pişman olmayacaksınız yazısını cama yapıştırıyordum.
Anneannem, yardım et, diye fısıldadım taze poğaçaları tepsiye koyarken.
Tam o anda, yan komşudan Ayşe Nine içeri girdi. Burada poğaça mı pişiriyorsun? Geçerken kokladım, bir tat alayım. dedi. Poğaçayı tattı, gözlerini kısarak onayladı: Lezzetli, gerçek. Yarın kızlarıma tavla oynatırım, sen de kahvemizi hazırla.
Ertesi gün, üç yaşlı teyze kızlar geldi; bir hafta içinde üç üniversite öğrencisi, ardından bir kuryeci ve bir bebek arabasıyla anne geldi. Söylentiler sessiz ama kesin bir şekilde yayılmaya başladı.
Kafenin tabelasını Mandalina Kokulu Fırın olarak yeniledim. Yardımcı oldu Serkan, bir öğrenciydi. Sen tasarımcı mısın? diye sordu. Henüz değil, ama poğaçalarınız harika. Tabelamız da öyle olsun isterim, diye cevapladı.
O günden beri birine ihtiyacım olduğunu hissettim. Akşam olduğunda Serkan, fotoğrafçı bir kız getirdi: Bu Katı, sosyal medya hesabını açmak istiyor. gözlerim doldu.
Kapı açıldığında, eski sevgilim Levent içeri süzüldü. Bir yıl önce düşünmek bahanesiyle bir başka iş arkadaşına gittiği gün hatırladım. Ne yapıyorsun burada? diye kurak bir sesle sordu. Açtığını duydum, bakmaya geldim, dedi. Şimdi gerek yok, gidiyorum.
Ben Dur, dedim, Hatırla bir zamanlar ne dedin? Ben sıkıcıyımdım, şimdi mi sıkılıyorsun? diye alay ettim. Levent, Şey, boşanma resmi olmadan aldığın her şey ortak mülk sayılır, diyerek bir teklifte bulundu: Tamir işine yardım ederim, bir yüzde alırım.
Uzun bir sessizlikten sonra önlüğümü çıkarıp kapıyı genişçe açtım: Levent, çık dışarı, bir daha görmemek üzere. O an kapıdan içeri Ayşe Nine ve arkadaşları girdi. Ne var burada, çocuktan yakışıklı bir şey mi? Çıktın, oğlum, burası kadınların hâkimiyeti, diye bağırdı. Levent bir şeyler mırıldandı ve dışarı çıktı.
Annem telefonla aradı: Ne yaptın orada? Levent sana bağırdı. O, kafenin bir kısmını talep ediyor, dedim. Ama ben kendi işimi kurdum, sıfırdan, diye yanıtladım. Ben senin mutluluğun için endişeliyim, ama senin kararına saygı duyarım, dedi.
Gece geç saatlerde, Katı kapıdan içeri girdi: Yazdıklarımızı gördün mü? İlk fotoğraflar yayınlandı, yüzlerce takipçimiz var. Baharın gelişiyle mandalina poğaçaları köşeyi doldurmuş, makaron, lorlu rulo ve elmalı strudel gibi yeni lezzetler eklenmişti.
Bir akşam kapıda yaşlı bir adam çiçek buketiyle durdu: Ben Katının babasıyım. Kızım Petersburgda çalışıyor, ben emekli bir fırıncıyım. Yardımcı olur musunuz? dedim, kabul ettim. Artık her sabah ikimiz birlikte hamuru yoğuruyor, onun eski hikâyelerini dinliyor ve yeni tarifler deniyoruz.
Seda yine telefonla: Ben de muhasebeyi bırakıp poğaçacılığa katılsam? dedim: Gel, sadece önlüğü kendin al.
Dışarıda hafif bir bahar yağmuru çiseliyordu, fırın canlanmıştı. İnsanlar gelip oturuyor, mandalina aroması havada dolaşıyordu. Planlarımda genişleme de vardı.
Sabah erken kalktım, tramvay çınlıyor, yağmur camı çarpıyordu. Kafe uyanıyordu: bir priz takıldı, kahve makinesinin yeşil ışığı yanıp sönüyordu, eski buzdolabı homurdanıyordu. Açılışın üzerinden yedi ay




