Bugün içim buruk. Sokakta gördüğüm o yaşlı kadının hâli hâlâ gözümün önünde. “Lütfen kızım, bana acı,” diyordu titrek bir sesle, “üç gündür bir lokma ekmek bile yiyemedim, param da kalmadı.”
Soğuk bir kış rüzgârı İstanbulun eski sokaklarında dolaşıyor, sanki bir zamanlar bu şehirde yaşayanların sıcak yüreklerini ve samimi bakışlarını hatırlatmak istercesine kemiklerimize işliyordu.
Gri duvarların ve solmuş tabelaların arasında duran yaşlı kadının yüzü, ince çizgilerle kaplıydı. Sanki her bir kırışık, farklı bir acı, direniş ve kaybolmuş umut hikâyesi anlatıyordu. Ellerinde eski bir çanta tutuyordu, içi boş cam şişelerle dolu. Gözleri buğulu, yaşları yanaklarından yavaşça süzülüyordu.
“Lütfen, kızım,” diye fısıldadı, “Üç gün oldu, bir dilim ekmek bile yiyemedim. Bir kuruşum bile kalmadı…”
Sözleri havada asılı kaldı, ama camın ardındaki ekmekçi kadın sadece başını iki yana salladı. Bakışları buz gibiydi.
“Ne yapayım ben?” dedi sinirli bir tonla, “Burası ekmekçi, şişe toplama yeri değil. Okuma yazman mı yok? Şurada yazıyor: şişeleri geri dönüşüm noktasına götür, orada para verirler… Ekmek alırsın, yiyecek alırsın, yaşarsın. Ben ne yapabilirim ki?”
Yaşlı kadın şaşkına dönmüştü. Geri dönüşüm yerinin saat on ikide kapandığını bilmiyordu. Geç kalmıştı. O küçük fırsatı kaçırmıştı, belki de onu açlıktan kurtaracak olan. Eskiden aklının ucundan bile geçmezdi şişe toplamak. Öğretmendi o, eğitimli bir kadın, vakur duruşlu ve en zor günlerde bile onurunu kaybetmemiş biri. Ama şimdi… şimdi bir büfe önünde, bir dilenci gibi duruyordu, utancın acı tadı ruhunu kaplamıştı.
“Şey…,” dedi ekmekçi kadın, sesini biraz yumuşatarak, “Daha erken kalkmalısın. Yarın şişeleri erkenden getirirsen, gel, sana yemek veririm.”
“Kızım,” diye yalvardı yaşlı kadın, “Bana bir parça ekmek ver… Yarın öderim. Başım dönüyor… Bu açlığa dayanamayacağım.”
Ama ekmekçi kadının gözlerinde en ufak bir merhamet kıvılcımı yoktu.
“Hayır,” dedi sertçe, “Sadaka vermem. Ben de zor geçiniyorum. Her gün bir sürü insan gelip benden ekmek istiyor, hepsini doyuramam. Vaktimi alma, sıra var.”
Yakınlarda, koyu renkli bir palto giymiş bir adam düşüncelere dalmıştı. Uzak görünüyordu, sanki başka bir dünyadaydı: endişelerin, kararların, geleceğin dünyası. Ekmekçi kadın bir anda değişti, sanki önünde sıradan bir müşteri değil, önemli bir mis




