Adım Reyhan Yılmaz, 38 yaşındayım ve annemin cenazesinde duruyordum, kız kardeşim Esra’nın içeri gireceği anın gelmesinden korkarak. Tam altı yıl olmuştu, milyoner nişanlım Emre’yi elimden alalı. Onunla hayatımızı birleştirmeyi hayal ediyorduk. O günden beri ikisini de görmedim.
Annem, Sevgi, her zaman ailemizin kayasıydı. İstanbul’un bir kenar mahallesinde büyüdük ve ondan güçlü olmayı, onuru öğrendim. Sekiz ay önce dördüncü evre pankreas kanseri teşhisi konduğunda dünyam yıkıldı. Son günlerini huzur içinde, sevdiklerinin yanında geçirdi; elimi tutarak, hayatta huzuru bulmamı istedi.
Altı yıl önce her şey yolundaydı. Başarılı bir pazarlama müdürüydüm, ama içimde bir eksiklik vardı. Her şey, bir yardım balosunda Emre Kaya ile tanıştığım gece değişti. O, kendini yetiştirmiş bir teknoloji milyoneriydi, karizmatik ve cömert. Anında uyum sağladık. On sekiz ay sonra, İstanbul’da lüks bir akşam yemeğinde beş karatlık pırlanta bir yüzükle evlenme teklif etti. Tereddütsüz “Evet” dedim.
Sonra kız kardeşim Esra vardı. Hep gizli bir rekabet gölgesindeydi aramızda. İlişkimiz gergin olsa da, ona düğünümde baş nedime olma görevini verdim. Emre’yle tanıştırdığımda, Esra’nın aşırı ilgili tavırlarını mizacına bağladım. Büyük bir yanılgıydı.
Düğünden üç ay önce işler değişmeye başladı: Emre geç saatlere kadar çalışıyor, mesajları belirsizleşmişti ve daha önce sevdiği özelliklerimi eleştiriyordu. Bu arada Esra sık sık arayıp düğün planlarına ve hayatımıza müdahale ediyordu.
İlk somut kanıt bir küpeydi. Emre’nin arabasını temizlerken, içinde küçük bir safir olan gümüş bir madalyon buldum. Hemen Esra’nınkini tanıdım. Yüzleştiğimde Emre soğukkanlı kaldı, “Belki çiçekçide unutmuştur” dedi. Esra da aynı mazereti söyledi. Fazla kusursuzdu.
Düğünden üç hafta önce, Emre’nin ofisine sürpriz bir öğle yemeği için gittim ama sekreteri Ayşe tuhaf davrandı: “Reyhan, şaşırttın bizi, Emre toplantıda.” Şüphelendim. Emre’nin ofisine girdim ve gördüğüm şey hafızama kazındı: Emre masaya yaslanmış, Esra’nın elini tutmuş, tutkuyla öpüşüyorlardı. Arkamdan kapı kapanınca ayrıldılar.
“Reyhan, gördüğün gibi değil,” diye mırıldandı Emre ayağa kalkmaya çalışırken.
“Esra, doğruyu söyle!” diye emrettim buz gibi bir sesle.
“Bu kendiliğinden oldu,” dedi Esra, çenesini havaya kaldırarak.
“Ne zamandır devam ediyor?”
“Nişan partisinden beri,” itiraf etti.
Öğle yemeği çantam elimden düştü: “İkinize de güvenmiştim.”
Emre intercom’a bastı: “Ayşe, lütfen Reyhan’ı dış




