Bugün günlüğüme içimi dökmek istiyorum. Hayat bazen insana ne acı sürprizler yapıyor…
Mezuniyet gecesinde bütün kızlar onunla fotoğraf çektirmek istemişti. O ise Aysun’u seçti… Ne güzelliği vardı bu kızın, ne zekası, ne de bilgisi. Ama babası kasabanın önemli bir müdürüydü. Aysun’un mezuniyet elbisesi de en pahalısıydı… Üniversiteye de girmişti tabii. Mezuniyette elini tuttuğu gibi, yıllarca bırakmadı, sonunda evlenmeye kadar götürdü işi.
***
HAYAT İŞTE. Oğlum
Küçükken ona resim gibi bakardık. Hem çok yakışıklı doğmuştu, hem de ne şirin çocuktu! Kucağına alanın boynuna sarılır, öyle sevimli şeyler söylerdi ki… Tanımadığı insanlar bile ona şeker uzatırdı. Ayşe, “nazar değmesin” diye korkardı hep. Okul çağına geldiğinde kızlar birbirini çimdiklerdi – hepsi onunla arkadaş olmak, sonra da çıkmağa başlamak istiyordu. Ali – hem sınıf birincisi, hem de sporcuydu. Sadece çok fakirdi. Ama kasabanın süslü kızları, idolünün kemikleri gözüken bir kot pantolon giydiğini bile umursamıyordu. Başkası olsa alay ederlerdi ama onunla asla! Mezuniyette herkes onunla fotoğraf çektirmek istedi. O ise Aysun’u seçti…
Ayşe, düğünden önce beslediği domuzu sattı, parasını oğluna verdi – hepsi bu! Ali o birkaç bin lirayı alıp gitti…
* * *
Ayşe köye küçük bir çocukla gelmişti. İnsanlar uydurmuş muydu, yoksa gerçek miydi bilinmez – çocuğun babası, evli olduğu için Ayşe’ye dava açmasın diye ona bir ev almıştı derlerdi. Köyde kimse onun akrabalarını görmemişti. Ayşe mütevazı yaşardı. Köy bakkalında çalışır, küçük bir bahçeyle uğraşırdı. Talip çıkanlar olurdu ama nerede! “Benim bir… kocam var!” derdi. Gülme konusu! Arkadaşları, “Zor değil mi tek başına…” diye takıldıkça kızardı.
Ali’yi ilkokula yazdırdığı gün, beden eğitimi öğretmeni Murat’ı gördü. Yeni mezun olmuş, köy okuluna atanmıştı. Göz göze geldiler ilk bakışta. Sonra gözler kendiliğinden birbirini aradı… Nasıl olduysa bir anda görüşmeye başladılar. Murat, Ali’ye bisiklet sürmeyi öğretir, lastik tamir ederdi. Kışın ormana yürüyüşe, baharda sebze ekmeye birlikte giderlerdi. Ayşe bir türlü oğluna gerçeği söyleyemezdi, çünkü Murat’ı kucakladığında veya elini uzattığında Ali’nin gerildiğini fark ederdi.
“Neden oğlum? O iyi biri! Senin baban olacak…” diye fısıldardı sevgilisini uğurladıktan sonra.
“Onu sevmeni istemiyorum! Sadece beni sev!” diye homurdanırdı küçük çocuk.
Bir sabah uyandığında, Ali annesini Murat’la aynı yatakta gördü.
“Artık böyle olacak, yiğidim!” diye sarıldı ona Murat – ki gerçekten de ona içtenlikle bağlıydı.
“Olmayacak! Bizimle yaşamanı istemiyorum!” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Kahvaltı etmeden kaçtı. Ayşe akşama kadar aradı, bulup eve getirdi.
“O evde mi?” diye sordu ağlayarak, kapıyı işaret ederek.
“Evet…”
“Bizden gitsin. Yoksa ben eve girmem!”
“Oğlum! O sana tek kötü söz bile söylemedi! Normal bir aile gibi yaşayacağız…” diye yalvardı.
“Ben normal istemiyorum! Sadece seninle olmak istiyorum! O benim babam değil!”
Murat bavulunu alıp geldiği gibi gitti. Ayşe’yi kucakladı, alnından öptü.
“Düşün biraz Ali. Ben sizin düşmanınız değilim,” dedi utangaçça. “Olur mu?”
“Hayır!” dedi Ali, başını çevirdi.
“Onu eve alırsan, ben kaçarım!” diye tehdit etti annesini.
Ayşe oğlunu seçti. Murat köyden ayrıldı – öyle uzaklara gitti ki bir daha kimse onu görmedi. Ayşe yılbaşında ikinci oğlu Can’ı doğurdu. Büyük oğlunun bunu kabul etmeyeceğinden korktu ama Ali – her şeye meraklı olduğundan – annesine bu bebeği nereden bulduğunu bile sormadı. Onu sevdi, baktı. Ayşe ise hep büyük oğluna karşı bir suçluluk duydu, ona yanlış bir söz söylemekten korktu.
“Ali bana akıl veriyor,” diye övünürdü arkadaşlarına. “Öyle akıllı çocuk ki, sanki ben onun çocuğuyum.”
Arkadaşları gülerdi, çünkü biliyorlardı ki Ayşe’nin yalnız kalmasının sebebi bu “akıl”dı…
Ali’nin Aysun’la okuldan beri çıkmasına sevindi tabii. Ailesi varlıklıydı, evlenirlerse oğluna destek olurlar, hayatta yükselmesine yardım ederlerdi diye düşündü içinden.
Her cumartesi olduğu gibi, oğlunu bekliyordu. Börek yapmış, paça çorbası pişirmişti. Tren çoktan geçmişti ama Ali gelmedi.
“Anne!” diye koşarak geldi Can, stadın yolundan. “Ali, Aysun’la onların evine gitti!”
Akşam yemeği yemediler. Beklediler. O gelmedi. Sabah da gelmedi. Giderken bile uğramadı, her zamanki gibi annesini öpmedi.
“Anne! Evleniyoruz!” diye bildirdi.
Ayşe, “Neden eve gelmedin?” diye söylenecekti, bütün gece düşündüklerini anlatacaktı ama Ali sözünü kesti:
“Bana biraz yardım eder misin? Domuzcukları satarsın!”
“Tabii oğlum! Düğün ne zaman?”
“Henüz bilmiyoruz. İstanbul’da öğrenci düğünü yapacağız. Köyde istemiyoruz!”
Ertesi hafta Ayşe domuzlarını sattı, Ali parayı almaya uğrad




