Bir derenin içinde tükenmiş halde, çıkmaya çalışan bir at gördük. Ona yardım ettik ve çıkardık. Sonra yaptığı şey beni şaşkına çevirdi
Sıradan bir orman yürüyüşünün böyle bir mucizeye dönüşeceğini hiç düşünmemiştim. Geçen sonbaharda, büyükannemi ziyaret etmek için gittiğimde yaşandı her şey. Onun eski evi, İzmirin sakin bir köyündeydi.
Komşularla birlikte mantar toplamaya çıkmıştık. Hava serin, toprağın kokusu taze ve iğne yapraklı ağaçların huzuru her yeri sarmıştı. Yanımızda, sepeti kendisinden iki kat büyük olan, yaşlı ama dinç bir kadın olan Ayşe Teyze vardı. Bir de tatil için İstanbuldan gelmiş üniversiteli bir genç, Alper.
Sarı yapraklarla kaplı dar patikada ilerlerken, Alper aniden durdu ve bağırdı:
“Bakın! Derede biri var!”
Önce devrilmiş bir ağaç ya da eski bir lastik sandım. Ama yaklaştığımda kalbim durdu sanki. Derin bir çukurun içinde, bitkin halde bir at yatıyordu. Zayıf, kir pas içinde, üzerine yapışmış dikenlerle Nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerinde korku vardı, ama öfke değil Sanki yalvarıyordu.
Boynunda çatlamış, eski bir deri kayış vardı. Demek ki vahşi değildi. Belki kaçmıştı? Ya da artık işe yaramadığı için terk edilmişti?
Orada bırakamazdık. Çiftçi Mehmet Amcayı aradımtraktörü ve sağlam halatları vardı. Üç saat boyunca bütün köy, o atı çıkarmak için uğraştı. Çamur içinde, dizlerimize kadar batarak, sanki en sevdiğimiz birini kurtarıyormuş gibi sessizce çalıştık.
Sonunda yola çıkarmayı başardık, ama at ayağa kalkmadı. Yerde yatıyor, ağır ağır nefes alıyordu. Biri bir kova su getirdi, bir diğeri yulaf çuvalını. Yanına oturdum, elimi boynuna koydum. Ürktü, ama kaçmadı.
Sonra, yavaşça ve zorlanarak ayağa kalktı. Önce sendeledi, ama sonra dimdik durdu. Rüzgâr yelesini savurduğunda, dünyanın en güzel atı olduğunu hissettim.
Bir hafta sonra, Ayşe Teyze onu sahiplendi. Adını “Umut” koydu. Şimdi Umut, köyün kenarındaki yemyeşil çayırlarda otluyor ve ona yaklaşan herkese usulca yaklaşıyor. Özel ihtiyaçları olan çocuklarla çalışırken yardım ettiği söyleniyor.
Bir gün, neredeyse her şeyi unuttuğumda, Umut bana doğru yürüdüsessizce, sakin sakin Sanki “teşekkür ederim” demek istiyordu. Gözlerinde yalnızca minnet değil, hayat dolu bir umut ve inanç vardı.
Bu hareketi beni derinden etkiledi. O an anladım ki, gerçek güç iyilikte yatarbaşkalarının acısını görebilmekte ve karşılık beklemeden yardım elini uzatabilmekte.
Şimdi o ormandan geçerken, kulak veriyorumbelki bir yerlerde birinin yardıma ihtiyacı vardır. Çünkü bazen küçük bir iyilik, birinin hayatını sonsuza dek değiştirebilir.
Ve bu hikâye hepimize hatırlatsın: Asla kayıtsız kalmayalımgerçek mucizeler işte o zaman doğar.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



