**Günlük**
Bugün çok ağır bir gün geçirdim. Kızımız Elif, düğünümüze gelmemizi istemediğini söyledi. “Bana köylü anne-babam yüzünden utanıyorum” dedi. Ah İsmail, nasıl da bekliyorduk bu günü… Kızımızı gelin edeceğimiz günü. Şimdi bizi görmek bile istemiyor, bizden utanıyor.
Telefon çaldığında Elif’in sesi heyecanlıydı: “Anne, Murat bana evlenme teklif etti, hayal et! Onun ailesine katılmayı ne çok istemiştim!”
Sevindim tabii. Akıllı, güzel kızımız Elif… Babasıyla hep destek olduk ona. Liseden sonra mankenlik okuluna gitmek istedi, güzelliği buna uygundu. Ama para lazımdı. İsmail inekleri ve koyunları sattı, tam yetecek kadar para çıktı.
Elif artık köye pek uğramaz oldu. Şehir hayatı onu bir fırtına gibi kaptı götürdü. Fotoğraf çekimleri, defileler… Para kazanıyordu, rahattı. Gurur duyuyorduk.
Murat, büyük bir holdingin tek oğluydu. Babası hiçbir isteğini geri çevirmezdi. Elif, nişanlısını bizimle tanıştırmadı, şehre davet bile etmedi. “Zamanım yok” diyordu, “Muratla çok yoğunuz, sık sık yurtdışına çıkıyoruz.”
Ben okulda temizlikçi olarak çalışıyordum. İş yerinde hep Elifin fotoğraflarını gösterip gurur duyardım.
“Vahide, Elif nişanlısını niye getirmiyor ki? Yoksa ailesinden mi utanıyor?”
“Ayıp etme Emine, Elif bizi çok sever!”
“Peki en son ne zaman geldi, hatırlamıyorum bile. Telefon ediyor mu hiç?”
“Geçen hafta aradı, evleniyormuş. İsmaille düşünüyoruz, hediye alacak paramız yok, kıyafet bakıyoruz.”
***
“Elif, nişanlınla ne zaman gelirsiniz, bizi tanıştırırsın? Baban kuzu çevirme yapmıştı, damatla yesinler.”
“Anne, o içki içmiyor ki. Zamanımız yok, düğün hazırlıkları var.”
“Peki düğün ne zaman kızım? Biz de hazırlanalım, kıyafet alalım.”
“Anne… Şey… Düğünümüze gelmeyin. Murat zengin bir aileden, orada herkes üst düzey insanlar olacak. Siz… Babamın üstünden hep hayvan kokusu geliyor. Kontrastı düşünebiliyor musun? Köylü gibi görünüyorsunuz, davranışlarınız da öyle. Ben ne hissedeceğim, hiç düşündün mü?”
“Peki kızım, bizi görmeyeceksin.”
İsmaile nasıl söyleyeceğimi bilemedim. O kadar bekliyordu ki… Kızımızı gelinlikle görmeyi, mutluluğunu dilemeyi. Evin duvarları Elifin fotoğraflarıyla doluydu. Babası her resmin tarihini bilir, saatlerce seyrederdi.
“İsmail… Elif düğüne gelmemizi istemiyor. Bizden utanıyormuş.”
“Nasıl yani, İsmail… O günü görmek için can atıyordum… Şimdi bizi görmek bile istemiyor…”
İsmailin rengi attı. Hemen su ve kalp ilacı verdim. Zaten kalbi de iyi değildi.
“İsmail, üzülme… Gitmeyiz o zaman, ne olacak?”
Gece ambulans çağırmak zorunda kaldık. Çok üzülmüştü.
“Biliyor musun Vahide? Yine de gidip tebrik edeceğiz, hakkımız bu! Bakalım bize nasıl engel olacak!”
Gitmek istemiyordum ama İsmaili durduramazdım. Düğün tarihini ve yerini bulmak zor olmadı. Murat ünlü biriydi, internette her şey yazıyordu. İnternetimiz olmadığı için iş yerinden yardım istedim.
Arkadaşımdan güzel bir elbise aldım, İsmaile takım elbise aldık, şehre doğru yola çıktık. Düğün salonuna girdiğimizde tören devam ediyordu. Çiçeklerle sessizce salona girdik. Sunucu “Kimler genç çifti tebrik etmek ister?” diye sorunca İsmail yüksek sesle “Biz!” dedi.
Sunucu bizi çağırdı.
“Murat ve Elif, evliliğiniz kutlu olsun! Uzun ve mutlu bir ömür geçirin, çocuklarınız köklerini unutmasın, nereden geldiklerini bilsin, anne-babalarını onursun! Acı olsun!”
İsmail çiçekleri masaya bıraktı, elimden tuttu ve salondan çıktı.
Murat şaşkınlıkla Elife baktı: “Kim bunlar Elif?”
“Benim… Akrabalarım.”
Murat bizi yetişti: “Nereye gidiyorsunuz? Kalın, düğünde misafirimiz olun! Elif bana ailesinin olmadığını söylemişti. Anne-babası vefat etmiş, kimsesi yok diyordu.”
“Vefat mı? Biz yaşıyoruz…”
“Siz Elifin anne-babası mısınız? Nasıl yani? Neden yalan söyledi?”
“Bizden utanıyor Murat. Basit insanlarız, yüksek sosyeteye uygun değiliz. Paramız yok, görgümüz yok. İşte böyle yalan söyledi.”
“Çok üzgünüm… Bilmiyordum… Özür dilerim.”
“Murat, senin iyi biri olduğunu görüyorum. Elifi kırma, mutlu olun!”
“Hayır, siz kalın! Mutlaka bir gün köye gelip bu durumu düzelteceğiz!”
“Yok, biz gidelim. Kızımız bizi istemedi, kendi geldik. Şenliğini bozmayalım.”
***
Üç ay geçti. Elif ne aradı ne de geldi.
Çamaşır asıyordum bahçede. Bir taksi durdu, içinden Elif çıktı, elinde valiz. Ben çamaşır asmaya devam ettim.
“Anne, merhaba. Geldim. Sevmedin mi?”
“Merhaba. Niye geldin?”
“Ne demek niye? Eve geldim işte.”
“Ha… Eve, öyle mi? Baban evde mi?”
“Baba mezarda.”
“Ne şakası bu anne?”
“Şaka değil. Sen bizi çoktan öldürdün ama gerçekten İsmaili iki ay önce kaybettik. Kızının bu ihanetine dayanamadı. Bunu asla affetmeyeceğim. Bana hem kocamı hem kızımı kaybettirdin. Geri dön, burada yerin




