Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Her şey nasıl değişti, anlatayım.
Ninem, Gülten Teyze, kendini bir huzurevinde buldu. Gelininin düzenlediği her şey özenliydi, ama bir detayı atlamıştı…
Gülten Hanım aniden kendine geldi. Gözlerini açtığında, hastane odasını andıran yabancı bir yerdeydi. Başı zonkluyordu, şakakları ağrıyla çarpıyordu, hafızası ise bulanıktı. Nasıl buraya gelmişti?
Gözlerini kapatıp son olayları hatırlamaya çalıştı. İç gözünde, mütevazı ama sıcak evi belirdi. Kocası rahmetli olduktan sonra, oğlu Emre ile orada yaşamaya devam etmişti. Yıllarca huzur içindeydiler.
Ta ki Emre, Denizle evlenene kadar. Gelinin gelmesiyle evin havası değişti. Denizle Gülten Teyze arasında gerginlik hemen başladı.
“Burası berbat!” diyordu Deniz, evi süzerken. “Eşyalar müzelik, perdeler eski moda. Hepsi atılmalı!”
Gülten Hanım kendini zor tutuyordu. Evdeki her eşya, kocasıyla olan anılarını taşıyordu.
“Bu benim evim, ne atılacağına ben karar veririm! Beğenmiyorsan, kapı açık,” diye sertçe cevap verdi.
Deniz bunu bir meydan okuma olarak gördü. Kinini içine attı ve kendi planını yaptı. Ertesi gün kitapları toplatmaya çalıştı:
“Burada nefes alınamıyor! Her yer toz içinde! Üstelik biz bir çocuk bekliyoruz!”
Gülten Hanım öfkeyle patladı:
“Bu kitaplar benim için sadece kağıt değil. Nefes almak istiyorsan sil. Ama kütüphaneme dokunma. Dekoru değiştirmeye kalkmayın, ben gidene kadar bekleyin!”
Kavgalar sıklaştı. Emre, bitmek bilmeyen tartışmalardan yorulup karısıyla birlikte kiralık bir daireye taşındı. Ama annesini düzenli ziyaret ediyordu. Bir gün, mahcup bir ifadeyle,
“Anne, lütfen Denizle iyi geçinmeye çalış. Bizim için zor oluyor, sana ihtiyacımız var,” dedi.
“Ben uğraşıyorum. Ama sanki o tartışmayı seviyor,” diye içini döktü Gülten Hanım.
“Hallederiz,” dedi Emre, nasıl yapacağını bilmeden.
Her şey, parkta tanıştığı Mehmet Amcayla değişti. Mehmet Amca, dul, iyi yürekli ve yalnız bir adamdı. Konuşmaları uzun sürdü, Gülten Teyze uzun zamandır ilk kez içi ısınmış gibi hissediyordu. Onunla zaman geçirmek ona iyi gelmişti.
Bir akşam yemeğinde, onu oğlu ve gelinine tanıtmaya karar verdi.
“Emre, Deniz, bu Mehmet Bey. Birlikte yaşamaya karar verdik.”
Mehmet Bey gülümseyerek ekledi: “Siz de benim evime taşınabilirsiniz. Küçük ama ücretsiz.”
Deniz öfkeyle patladı:
“Dalga mı geçiyorsunuz? Biz çocukla tek odada kalırken, siz keyfinize mi bakacaksınız? Asla!”
Sandalyeyi itip çıktı. Emre, kızararak, “Özür dilerim… hamilelik…” diyerek peşinden gitti.
Gülten Hanım şaşkınlık içinde kaldı.
Anılar keskin bir ağrıyla kesildi. Gözlerini kapattı. Neredeydi?
Kapı açıldı, beyaz önlüklü genç bir kadın içeri girdi. Nabzını kontrol etti, sonra sessizce çıktı.
“Hanımefendi, lütfen… neredeyim? Bana ne oldu?” diye sordu Gülten Teyze.
“Hatırlamıyor musunuz?” Cevap soğuktu. “Yaşlı bir kadına saldırdınız. Onu zar zor kurtardılar. Çok şanslısınız.”
“Ne? Ben kimseye dokunmadım! Yanlışınız var!”
Hemşire cevap vermedi. İğne yapıp çıktı.
Bir süre sonra altmışlı yaşlarında, samimi bir kadın girdi.
“Merhaba. Sen Gülten olmalısın. Ben Neriman. Burası huzurevi. Çoğu hasta buraya hastalıktan değil, aile kavgaları yüzünden geliyor.”
Gülten Hanım şaşkınlık içindeydi:
“Ama benim evim var, emekli maaşım… Emre asla böyle bir şey yapmaz…”
“Buradakilerin çoğunun ‘her şeyi’ vardı. Ama şimdi buradalar. Kimisinde bunama çıktı, kimisi saldırganlaştı. Her şey kolayca ayarlanabiliyor.”
“Ben hasta değilim! Aklım yerinde!” diye haykırdı Gülten Teyze.
“O zaman son günleri hatırla. Garip bir şey oldu mu?”
Gülten Hanım sustu. Son günler zor geçmişti. Bir şey hatırlıyordu… Deniz sık sık yemek getiriyordu. Özellikle o lezzetli böreklerden… Yedikten sonra uykusu geliyordu.
“O… O yaptı. Benden nefret ediyordu. Ama Emre… Mehmet Bey… beni bulurlar.”
Neriman başını salladı:
“Boşuna umutlanma. Buradan kimse aramaz. Belgeler hazır. Her şey ‘yasal’.”
“Pes etmeyeceğim. Burada kalmayacağım! Kaçacağım!”
“Şimdi değil. Hemşire İpek sadece kötü değil, tehlikeli.”
Nerimanın sözleri Gülteni korkuttu, ama elini sıktı:
“Burada kalamayız. Bir yol bulmalıyız.”
“Bir planım var,” diye fısıldadı Neriman. “Burada iyi bir hemşire var, Ayşe. Dışarıya haber vermek istiyor ama kime güveneceğini bilmiyor.”
“Benim bir bağlantım var!” dedi Gülten umutla. “Mehmet Bey, eski asker. O bizi bırakmaz!”
Ertesi akşam, hemşire Ayşe odaya girdiğinde, iki kadın göz göze geldi. Ayşe telefonu uzattı:
“Sadece birkaç dakikan var. Çabuk ol.”
Gülten titrek parmaklarıyla numarayı çevirdi. Mehmet Beyin sesi duyuldu:
“Gülten, sen misin? Neredesin?”
“Mehmet, benim. Hepsini sonra anlatırım. Şimdi bu adrese gel, bizi çıkar buradan. Bana inanıyor musun?”
İki saat sonra sire




