Bir Ekim akşamı, Ayşenurun hayatı sonsuza dek değişti. Bir zamanlar evi olan yerin kapısında, alelacele toplanmış bir çanta tutuyordu. Kaynanasının çığlıkları kulaklarında yankılanıyordu:
“Defol bu evden! Bir daha da ayak basma buraya!”
On yıllık evlilik, tek bir gecede sona ermişti.
Ayşenur, kocası Emrenin, annesi onu kovarken sessizce önüne bakıp hiçbir şey söylememesine inanamıyordu. Her şey, kaynanasının bir şikayetiyle başlamıştıbu kez kötü pişmiş bir çorba yüzünden:
“Yemek bile yapamıyorsun! Ne biçim karısın sen? Bir de çocuk doğuramıyorsun!”
“Anne, sakin ol,” diye mırıldandı Emre, ama annesi devam etti:
“Hayır oğlum, bu beceriksizin senin hayatını mahvetmesine izin vermeyeceğim! Seço mu, ben mi?”
Ayşenur nefesini tuttu, kocasının onu savunmasını bekledi. Ama Emre sadece çaresizce ellerini açtı.
“Ayşen, belki de bir süreliğine gitmen iyi olurarkadaşlarının yanında kal, düşün biraz.”
Şimdi, çantasında sadece beş bin lira ve yıllardır aramadığı numaralarla dolu bir telefonla dışarıda dururken, Ayşenurun ayaklarının altındaki zemin kaydı. Onun dünyası o ev, kocası ve kaynanası etrafında dönüyordu.
Sokaklarda dolaştı, yağmurun ve soğuğun farkında bile değildi. Islak asfaltta titreyen sokak lambalarının ışığı altında, birkaç geçen insan sığınak ararken, her şey uzak ve gerçek dışı gibiydi.
Yeni Bir Başlangıç
İlk haftalar, tekdüze gri bir güne dönüştü. Eski bir arkadaşı olan Meltem, ona kanepesini önerdi, ama bu sadece geçici bir çözümdü.
“Bir işe ihtiyacın var,” diye ısrar etti Meltem. “Herhangi bir işayağa kalkmak için.”
Ayşenur, küçük bir kafede garson oldu: on iki saatlik vardiyalar, ağrıyan bacaklar, yemek kokuları. Ama iş, gözyaşlarına zaman bırakmıyordu.
Bir akşam, kırklı yaşlarında bir adam geldi, sadece kahve sipariş etti ve arka masalardan birine oturdu. Ayşenur ona servis yaparken, adam yumuşak bir sesle:
“Gözlerin hüzünlü görünüyor. Affedersin, ama sen buraya ait değilsin,” dedi.
Ayşenur sert bir cevap vermek istediama kendini sandalyeye oturmuş buldu. İşte böyle tanıştı Hakanla.
“Birkaç dükkanım var,” diye açıkladı. “Yetkin bir yöneticiye ihtiyacım var. Yarın, daha rahat bir yerde konuşabiliriz.”
“Neden bir yabancıya iş teklif ediyorsunuz?” diye sordu.
“Çünkü gözlerinde zekâve cesaretgörüyorum,” diye gülümsedi. “Henüz farkında değilsin sadece.”
Kafeden Ofise
Teklif gerçekti. Bir hafta sonra Ayşenur, tepsi taşımak yerine faturaları ve personel çizelgelerini öğreniyordu. İlk başta tökezledi, ama Hakan sabırlı bir öğretmen oldu.
“Yeteneklisinsadece başkalarının fikirleri seni ezmiş. Yapamam deme; Bunu nasıl daha iyi yapabilirim? diye sor.”
Yavaş yavaş değişti.
“Artık gülümsüyorsungerçekten,” dedi Hakan bir gün. Haklıydı.
Bir yıl sonra, üç dükkânı yönetiyordu. Kârlar arttı; personel ona saygı duyuyordu. Bir akşam yemeğinde Hakan elini sıktı:
“Ayşenur, sen benim için bir meslektaştan daha fazlasısın.”
Yavaşça çekildi: “Minnettarım, ama hâlâ kendimi bulmaya çalışıyorum.”
Hakan başını salladı: “Bekleyeceğim. Artık tanıştığım korkmuş kız değilsin.”
Kendini Bulmak
Artık takım elbiseler giyiyor, kendi arabasını kullanıyor, iş ortaklarıyla özgüvenle konuşuyordu.
“En tuhaf olan ne biliyor musun?” dedi Hakana. “Artık eski kocama ya da kaynanama kızgın değilim. Onlar artık bir rüyadaki figürler gibi.”
Bayramlar yaklaşırken yeni bir dükkânın açılışı da planlanıyordu. Bir sabah toplantısından sonra Meltem aradı:
“Patron hanım, ne zaman buluşabiliriz?”
“Bu hafta sonueskiden çalıştığım kafede.”
Meltem, kahvelerini yudumlarken onu inceledi. “İçten içe değişmişsin,” dedi. “Peki Hakan?” Ayşenur tereddüt etti: iş ile başka bir şey arasındaki çizgi çok inceydi.
“Korkuyorum,” itiraf etti. “Ya yine bir erkeğe kendimi kaptırırsam?”
“Saçmalık,” dedi Meltem. “O, senin olduğun kadına değer veriyor.”
O gece, başarılı bir görüşmeden sonra Ayşenur ve Hakan restoranda yalnız kaldılar.
“Harikaydın,” dedi Hakan. “Sana o işi teklif etmek hayatımın en iyi şansıydı.”
Gözleri buluştu; kalbi hızla çarptı. Belki de Meltem haklıydı.
Başarı ve Bir Soru
Yeni mağaza planlandığı gibi açıldı. Ofisine döndüğünde bir kapı sesi duydu: Hakan, elinde onun en sevdiği şakayıklar.
“Başarımıza,” dedi. “Bu akşam benimle yemek yesadece Ayşenur ve Hakan olarak.”
Eski şehirdeki küçük bir restoranda, mütevazı başlangıçlarını, başarısız bir evliliği ve inatçı özgüvenini anlattı. O da küçük bir kasabadaki çocukluğunu ve yine kendini kaybetme korkularını paylaştı.
Elini tuttu ve:
“Sana âşığım. Yönetici olduğun için değilsen olduğun için,” dedi.
Telefonu çaldı: teslimat sorunları. Hakan elini örttü.
“Bu akşam iş yok. Yardımcın halleder.”
Uzun zamandır ilk kez rahatladı. Kitaplardan, seyahatlerden, hayallerden




