Şehir hastanesinde her şey her zamanki gibiydi. Bekleme salonunda klima sessizce çalışıyor, hemşireler yeni gelen hastaları kaydediyor, koridorlarda doktorlar alçak sesle konuşuyordu. Başhemşire Nermin Hanım, hasta kayıtlarını kontrol ederken, birden koridorun ucundan hızlı tırnak sesleri duydu.
Ansızın köşeden iri, kızılımsı kahverengi bir köpek belirdi. Ağzında sıkıca bağlanmış siyah bir poşet vardı. Sanki tam olarak nereye gideceğini biliyormuş gibi kararlı adımlarla koşuyordu.
“Burada köpek ne arıyor? Hijyen kurallarına aykırı!” diye bağırdı Nermin Hanım.
Doktorlar Altan Bey ve hemşire Sevgi Hanım, sesi duyar duymaz köpeğin peşine düştü. Fakat köpek onlardan daha hızlıydı. Hasta odalarından meraklı bakışlar arasından sıyrılıp koridorun sonuna doğru koşmaya devam etti. Aniden kırmızı yazılı bir kapının önünde durdu. Poşet ağzından düştü, acıklı bir şekilde uluyarak kapıyı tırmalamaya başladı.
Sonunda köpeği yakalayan doktorlar, neden bu kadar telaşlı olduğunu anladı. Sevgi Hanım titreyen elleriyle poşeti açtığında herkes dondu kaldı: İçinde zor nefes alan, bacağı anormal şekilde bükülmüş minik bir yavru köpek vardı.
“Yavrusunu kurtarmak için getirmiş,” dedi Altan Bey sessizce.
Sonradan öğrenildi ki, yavru köpek hastane yakınlarında bir arabanın altında kalmıştı. Büyük köpek, muhtemelen annesiydi ve yardım bulabileceği tek yerin burası olduğunu sezmişti.
Hayvanlar için ameliyathane olmasa da, Altan Bey ve iki hemşire el birliğiyle yavruyu tedavi etti. Yarasını temizlediler, bacağına atel taktılar.
Tüm hastane personeli bu zeki ve kararlı köpeğin davranışına hayran kalmıştı. Doktorlar çalışırken, o kapının dibinde bekledi, yavrusuna baktı. Ameliyat bittiğinde, yavruyu çıkardıklarında, annesi yüzünü yaladı ve başını yanına koydu, adeta onu sakinleştiriyordu.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



