Mola mola ofis molasında durdu ve gözleri sevgilisiyle başka bir kadını görünce donup kaldı. İkisini de bir güzel dersini vermeye karar verdi.
Mola, İstanbul’un kalabalık sokaklarında soluklanmak için girdiği bir kafede, sevgilisi Kerem’i tanımadığı bir kadınla görünce yüreği buz kesti. İşten çıkmış, günün yorgunluğunu atmak için en sevdiği mekâna uğramıştı. Sıcacık bir Türk kahvesi ve taze simit hayal ediyordu. İçeri adımını atar atmaz, neredeyse boş olan kafenin köşesinde Kerem’i fark etti. Yanında ise, moda dergilerinden fırlamış gibi duran, zarif bir kadın oturuyordu.
Kadının platin sarısı saçları, incecik belini saran dar elbisesi, elindeki pırıl pırıl takılarıyla dikkat çekiyordu. Kerem ona bir şeyler anlatıyor, o da kahkahalar atıp elini omzuna koyuyordu. Mola’nın içi kızgın kömür gibi yandı. İlk anda doğruca yanlarına gidip her şeyi yüzlerine haykırmak istedi. Ama durdu. Hayır, bu çok basit olurdu.
Gizlendiği masadan onları izlemeye başladı. Telefonunu çıkarıp Kerem’i aradı. Masada telefonu çaldı, Kerem ekrana baktı ve hemen sessize aldı. Mola gülümsedi. “Demek açmayacaksın, öyle mi?”
Kerem kadına eğilip bir şeyler fısıldadı, kadın kahkahalara boğuldu. Mola’nın yüreği sıkıştı. “Böyle şey olamaz,” diye geçirdi içinden. O sırada kafeye giren yakışıklı bir adamı fark etti. Uzun boylu, bakımlı, zarif duruşlu. Bir anda aklına parlak bir fikir geldi.
“Affedersiniz,” diyerek adama seslendi. Adam şaşırarak ona baktı.
“Evet?”
“Size garip bir ricam olacak,” dedi Mola utangaçça. “Şuradaki adam benim sevgilim. Yanındaki kadınla beni aldatıyor gibi görünüyor. Sizden bir oyun oynamanızı isteyeceğim. Ona aynı acıyı tattırmak istiyorum.”
Adam bir an düşündü, sonra gülümsedi. “Tamam, neden olmasın?” Masasına oturdu. “Ben Emir.”
“Mola.”
Kerem onları fark ettiğinde gözleri faltaşı gibi açıldı. Mola, Emir’e yaklaşıp fısıldıyormuş gibi yaparak Kerem’in tepkisini izledi. Kerem’in kaşları çatıldı, parmakları masaya vurmaya başladı. Yanındaki kadın ona bir şey söyledi, ama o artık eskisi gibi gülmüyordu.
Mola, Emir’in elini tutup ayağa kalktı. Kerem’in masasına doğru yürürken, tam yanlarından geçerken durdu. “Aaa, Kerem! Ne sürpriz! Bu hanım da kim?”
Kerem’in yüzü bembeyaz oldu. “Bu… iş ortağım.”
Kadın şaşkınlıkla ona baktı. “İş ortağı mı?” diye tekrarladı soğuk bir sesle.
Mola ekledi: “İlginç. Bana bugün müşterilerle görüşeceğini söylemiştin.”
Kadın hızla yerinden kalkıp çantasını kaparak kafeden fırladı. Kerem öfkeyle Mola’ya döndü. “Ne yaptığını sanıyorsun? O kadın önemli bir müşteriydi! İş görüşmesi yapıyorduk!”
“Peki ya bu adam?” diye Kerem Emir’i gösterdi.
“Sen eğlenebiliyorsan, ben de eğlenemez miyim?”
Kerem’in sesi titredi. “Beni aldattın mı?”
Mola diklenerek baktı. “Evet.”
Emir araya girdi. “Sanırım benim burada işim bitti.” Hızla uzaklaştı.
Kerem masaya birkaç lira bırakıp çıktı. Mola, eve vardığında Kerem’i salonda buldu. Yüzünde derin bir pişmanlık vardı.
“Mola,” dedi yumuşak bir sesle. “Gerçekten beni aldattın mı?”
Mola yanına oturdu. “Hayır. O adamı bugün tanıdım. Seni gördüğüm an intikam almak istedim.”
Kerem ellerini yüzüne kapadı. “Çok aptalca davrandım. O kadın sadece iş görüşmesi içindi. Ama haklısın, seni üzdüm. Özür dilerim.”
Mola başını onun omzuna dayadı. “Bir daha böyle bir şey yapmayacağına söz ver.”
“Söz veriyorum,” dedi Kerem, onu sıkıca sarıldı.
Mola, hâlâ içinde bir sızı olsa da, onun samimiyetine inandı. Bazen gurur, sevgiden daha ağır basabilirdi. Ama gerçek sevgi, hataları affetmekten geçerdi.




