Bugün günlüğüme yazacaklarımı düşünürken, bir zamanlar yaşadığım o garip olay aklıma geldi. 23 yaşındaki bir üniversite öğrencisi olan Can, hayatın acımasız yükü altında eziliyordu. Annesi ağır bir hastalığa yakalanmış, yıllardır çalışamıyordu. Küçük kardeşi Elif ise her gün yemek, giysi ve okul masraflarıyla bir derdi daha omuzlarına yüklüyordu.
İstanbul’un kalabalık sokaklarında kuryelik yapıyor, bazen de inşaatlarda hamallık ediyordu. Özel ders veriyor, ne bulsa yapıyordu ama yine de yetmiyordu. Borçlar birikiyor, faizler ağırlaşıyordu. Her gece aynı soruyla uyuyordu: “Daha ne kadar dayanabilirim?”
Bir gün arkadaşı onu sıra dışı bir kadınla tanıştırdı. 76 yaşındaki Leyla Hanım, yaşına rağmen zekâsı, esprili tavırları ve etkileyici kişiliğiyle dikkat çekiyordu. Milyarder bir iş kadınıydı, lüksün ve ilginin merkezindeydi ama derin bir yalnızlık içindeydi. İlk buluşmada Can, karşısındakinin sadece zengin bir yaşlı kadın değil, aynı zamanda kendisini dinleyen, değer veren biri olduğunu fark etti.
Leyla Hanım ona evlenme teklif ettiğinde, Can gecelerce uyuyamadı. Kalbi bir şey söylüyor, aklı başka bir şey. Ama annesinin tedavi masrafları ve Elif’in okul ihtiyaçları gözlerinin önünden gitmiyordu. Sonunda kabul etti. “Birkaç yıl bu yaşlı kadınla yaşarım, en azından ailem rahat eder,” diye düşündü kendini avutarak.
Düğünden bir hafta sonra, Boğaz’daki o devasa yalıda soğuk ve mesafeli bir hayata alışmaya başlamıştı. Ayrı odalarda uyuyor, nadiren konuşuyorlardı. Ta ki bir akşam, Leyla Hanım onu çalışma odasına çağırana kadar.
Can’ın içi gergindi. Kadın uzun süre sessiz kaldı, sonra gözlüklerinin üzerinden ona baktı ve dedi ki:
“Benim mirasçım yok. Ne eşim var ne de çocuğum. Neden benimle evlendiğini de biliyorum. Fark etmemiş mi sandın? Sana para lazımdı, ben değil.”
Can açıklama yapmak istedi ama Leyla Hanım elini kaldırarak susturdu onu.
“Acele etme. Seni yargılamıyorum. Tam tersine, kendine karşı dürüst olmanı takdir ediyorum. Bu yüzden bir teklifim var. Ömrümün sonuna kadar yanımda kalacaksın. Dışarıya karşı evliyiz ama senden aşk ya da yakınlık beklemeyeceğim. Tek şartım: Bana sadık kalacaksın. Başka bir kadın olmayacak. En ufak bir şüphe bile mirastan olmana yeter. Bir de ölümümü dileme. Eğer bir gün şüpheli bir şekilde ölürsem, tüm mirasım hayır kurumlarına gidecek. Bana katil değil, sadece yalnızlığımı paylaşacak biri lazım.”
Can sessiz kaldı. İçinde bir rahatlama, bir korku ve garip bir saygı karışımı vardı. Leyla Hanım her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştü.
“Düşün Can. Hayal bile edemeyeceğin bir servet seni bekliyor. Ama sadece zamanın sınavını geçersen,” diye bitirdi sözlerini.
Can biliyordu ki vereceği cevap, sadece kendi hayatını değil, tüm ailesinin kaderini de belirleyecekti.
Bu olay bana şunu öğretti: Hayat bazen beklenmedik tekliflerle karşımıza çıkar. Önemli olan, ne pahasına olursa olsun kendimize sadık kalmaktır.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



