Bugün ofiste yaşadıklarımı defterime yazmak istiyorum. Hayatımın en ilginç dönemlerinden biriydi. Yeni bir işe başlamak, yeni insanlarla tanışmak, kendimi kanıtlamak Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi.
Derin bir nefes alıp bütün cesaretimi topladım ve ofis binasının kapısından içeri adım attım. Sabah güneşi camlardan süzülüyor, saçlarımın üzerinde hafifçe parlıyordu. Adımlarım güvenliydi, yeni bir başlangıç yapmak için buradaydım. Resepsiyona yaklaştığımda gülümsedim.
“Merhaba, ben Aylin. Bugün ilk iş günüm,” dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak.
Resepsiyonda oturan genç kadınElifşaşkınlıkla baktı. “Burada mı çalışacaksın?” diye sordu, sesi hüzünlüydü. “Çok fazla kimse bu ofiste uzun süre dayanamıyor.”
“Evet, dün İK’dan teklif aldım,” diye cevap verdim, hafif bir tedirginlikle. “Bugün ilk günüm. Umarım her şey yolunda gider.”
Elif bana öyle bir baktı ki, içim ürperdi. Sonra ayağa kalktı ve masasının etrafından dolaşarak beni takip etmemi işaret etti.
“Gel, seni çalışma alanına götüreyim. Şurada, pencere kenarındasenin masan. Aydınlık, ferah ama dikkat et,” diye fısıldadı. “Bilgisayarını her zaman kilitle. Hatta güçlü bir şifre koy. Burada herkes yeni gelenleri sevmez. Ve işinbaşkalarının gözlerinden uzak tutulmalı.”
Başımı salladım, etrafa bakındım. Ofis genişti ama havada garip bir gerginlik vardı. Monitörlerin arkasında oturan kadınlarağır makyajlı, dar elbiseli, saçları sanki bir moda şovuna hazırlanıyormuş gibiydi. Onlara baktığımda gözleri soğuktu, yargılayıcıydı. Ama korkmadım. İlk kez uzun zamandır kendimi canlı hissediyordum. Ev, çocuk, yemek, temizlikhepsi üzerime bir taş gibi çökmüştü. Artık sadece “ev hanımı” değil, “Aylin” olmak istiyordum.
İlk gün hızla geçti. İşe kendimi verdim: siparişleri düzenledim, raporları tamamladım, sistemi öğrendim. Ama arkamdan fısıltılar yayılıyordu. Denizuzun boylu, keskin bakışlı, yırtıcı bir gülüşe sahipve Selinsoğuk bir sesle dedikodu yapmayı sevenbirbirlerine bakıp alaycı yorumlar yapıyorlardı.
“Hey, yeni kız!” Deniz’in sesi sert ve emrediciydi. “Bana bir kahve getir. Sade, şekersiz. Ve çabuk ol!”
Yavaşça döndüm, gözlerine baktım. Gözlerimde korku yoktu.
“Ben burada hizmetçi miyim?” diye sordum sakince. “Kendi işim var. Ve inan bana, senin kahvenden çok daha önemli.”
Deniz şaşkınlıkla gülümsedi, ama gözlerinde öfke parlıyordu. Alışık değildi böyle bir direnişe. O andan itibaren anladım: bu bir savaş başlangıcıydı.
Elif, öğle arasında beni yemeğe çağırdı. İyi kalpli, içten biriydi. Gözlerinde acı vardı, sanki kendisi de büyük zorluklar yaşamıştı.
“Kimse sana öğle arasından bahsetmedi mi?” diye sordu gülümseyerek. “Şaşırmadım. Burada kimse yenileri umursamaz.”
“İtiraf etmeliyim ki, zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmedim,” diye itiraf ettim, bilgisayarımı kapatırken.
Yemekhaneye giderken Elif, ofisin düzenini, kuralları, insanları anlattı. Ama ben pek bir şey duymadımzihnim başka şeylerle meşguldü. Döndüğümüzde Deniz ve Selin’in masamın önünden hızla uzaklaştığını gördüm.
“Peki,” diye düşündüm. “Beni kolay ezemezsiniz.”
Akşam, en son çıkan bendim. Ofis boşalmıştı ama havada bir rahatsızlık asılıydı. Deniz ve Selin zaten “müttefiklerini” toplamıştıentrikalara hazır birkaç kadın. Karar vermişlerdi: yeni kız gitmeliydi.
Ertesi sabah erkenden geldim. Sessizlik, boş sandalyeler, sadece Elif resepsiyondaydı.
“Biliyor musun,” diye fısıldadı yanıma geldiğinde, “ben de bir ay önce burada senin yerindeydim. Beni buraya aldılar çünkü bu ikisi”Deniz ve Selin’in ofisine doğru başını salladı”beni neredeyse ağlatacak kadar üzmüşlerdi. Bilgisayarımı hacklediler, belgelerimi çaldılar, patrona iftira attılar. Sonunda dayanamadım. Çıktım.”
“Bu korkunç,” diye fısıldadım. “Ama bence bana bunu yapamazlar.”
Elif başını salladı.
“Onların arkasında kim olduğunu bilmiyorsun. Deniz’in amcası burada çalışıyor. Patronun yakın arkadaşı. Bu yüzden, kendini herkesten üstün görüyor. Ne isterse yapıyor. Ve sen seni hedef seçtiler.”
“Ne olmuş?” dedim gülümseyerek. “Bir çaresini buluruz.”
Ama gün kötü bitti. Tuvalete gittiğimde biri sandalyeme yapışkan bir şey dökmüştü. Fark etmeden oturdum ve kalkmaya çalışınca anladım. Bütün akşam orada oturdum, utançtan değil, öfkeden yanıyordum. Etrafımda kıkırdamalar, sırıtışlar vardı.
Lekeli kıyafetlerle eve döndüm. Başım öne eğikti, ama utançtan değilöfkeden. Beni kırabileceklerini mi sanmışlardı? Yanılıyorlardı.
Günler geçti. Entrikalar arttı. Sonra klavyem kayboldu, ardından dosyalarım. Bir gün tüm belgelerimin isimlerini hakaretlerle değiştirdiklerini fark ettim. Teknik ekibi çağırmak zorunda kaldım.
Elif dayanamadı. Bir gün aniden toplandı ve çıktı. Hiçbir şey sö




