Ayşegül, kocasını fazlasıyla seviyordu. Onunla evlenerek çok şanslı olduğunu düşünüyordu. Emre, özenli ve sevgi dolu bir adamdı, her zaman sevdiği kadın için elinden geleni yapardı.
Fakat kocasının ailesi konusunda aynı şansı yoktu. Derler ya, her ailede bir kara koyun vardır diye. Emrenin ailesinde durum tam tersiydi. Sanki Emre tek normal olanıydı, diğerleriyse tuhaf davranışlarıyla biliniyordu.
Kayınpeder, mesela, Ayşegülü her gördüğünde kilo aldığını söyler, belki de karnında birinin saklandığını ima ederdi.
Hâlbuki Ayşegül formunu koruyordu, kocasının ailesiyle tanıştığından beri bir gram bile almamıştı. Ama bu, Necati Beyi hiç rahatsız etmezdi. Bu laf, onun diline pelesenk olmuştu sanki. Ayşegül on kilo da verse, yine aynı şeyi söylerdi.
Üstelik uygunsuz şakalarıyla da Ayşegülü hep rahatsız ederdi. Yanında hep gergin hissederdi. Bir de evde üstsüz gezme alışkanlığı cabasıydı.
Kayınvalide, Gülten Hanım, herkese akıl vermeyi severdi, bilmediği konularda bile.
Ayşegüle nasıl giyinmesi gerektiğini, saçını nasıl kesmesini, hangi rujun ona yakışacağını anlatırdı. Ayşegül ile Emre yeni evlerine taşındıklarında ise Gülten Hanım eleştirilerini iyice artırmıştı. Burnunu her köşeye sokar, her şeyin nasıl olması gerektiğini dikte ederdi.
Sonra bir de Emrenin küçük kız kardeşi vardı, iki çocuk annesi olan Şebnem. İki çocuğun da babası farklıydı, ama hiçbirini ciddiye almamıştı. Çocuklarını her yere sürükler, herkesten özel muamele beklerdi. Otobüste yer verilsin, sırada öne geçsin, herkesten önce servis yapılsın isterdi.
Çocuklarının babalarından nafaka alıyor, devlet yardımından faydalanıyor, bir de üstüne anne babasının evinde bedavadan kalıyordu. Yine de Şebnemin gözü hep bedavadaydı. İhtiyacı olmasa bile eline geçeni kapar, sanki bir iş kuruyormuş gibi ücretsiz aldıklarını satmaya çalışırdı. Ev, artık kullanılmayan bezler, gereksiz kıyafetler ve oyuncaklarla doluydu. Yarısına ihtiyacı yoktu ama “iş yapıyorum” derdi.
Çocukları da terbiyesiz ve arsızdı. Böyle bir anneleri varken başka türlü olmaları mümkün değildi. Birine misafirliğe gittiklerinde hemen abur cubur arar, ellerine geçeni alır, başkalarının eşyalarını izinsiz karıştırırlardı. Şebnem asla onları durdurmazdı.
Ayşegül, bir kere Emrenin kız kardeşinin çocuklarıyla evlerine geldiği günü hâlâ korkuyla hatırlıyordu. Taşınma partisine bedavadan bulduğu bir çay takımı getirmişti. Gittiklerinde ise hiç tatlı kalmamış, yeni bir vazo kırılmış, perdelerde çikolata izleri vardı. En azından Ayşegül, bunun çikolata olduğuna kendini inandırmıştı.
Bu yüzden, doğum günü yaklaşırken kocasının ailesini davet etmemeye karar verdi. Yoksa günü mahvolurdu. Kayınpederi uygunsuz yorumlar yapar, kayınvalidesi ona hayatı öğretmeye kalkar, Şebnem çocukları için gereksiz şeyler isterdi. Üstelik çocuklar da evi altüst ederdi.
Tabii Emreye karşı biraz suçlu hissediyordu, ama umuyordu ki anlayışla karşılayacaktı.
“Emre, doğum günümü evde kutlamak istiyorum. Annem babam ve birkaç yakın arkadaşımı çağıracağım,” dedi.
“Tabii, tamam. Sonuçta evi güzel döşedik, göstermesek olmaz değil mi?” diye gülümsedi.
“Aynen öyle. Şimdi fotoğraf çekim stüdyosu gibi duruyor. Ama”
“Ne oldu?” diye meraklandı.
“Lütfen kızma Ama senin ailemini davet etmek istemiyorum.”
Emre derin bir nefes aldı ve başını salladı.
“Üzgünüm, ama onlarla aram gerçekten zor. Doğum günümde kendimi rahat hissetmek istiyorum, hep tetikte olmak değil,” diye mahcup bir ifadeyle ekledi.
“Tamamen anlıyorum, açıklama yapmana gerek yok. Onlarla geçinmek kolay değil.”
“Kızmadın mı?”
“Hayır, hiç değil. Senin günün, nasıl istersen öyle olsun.”
Ayşegül bir kez daha kocasının dünyanın en harika erkeği olduğunu düşündü. Onun evlatlık olduğuna bile inanası geliyordu, belki böyle açıklanabilirdi her şey.
Kayınvalidesine ve kayınpederine doğum gününden bahsetmedi, bu kez yalnız olacaklarını söyledi. Hatta Emreden de onlara bir şey söylememesini rica etti.
Yine de öğrendiler. Gülten Hanım, Ayşegülün annesini aradığı bir gün, laf arasında meseleyi duydu.
“Demek böyle muamele görüyoruz ha!” diye bağırdı Gülten Hanım. “Bizim yerimiz yok, öyle mi?!”
“Anne,” diye sakinleştirmeye çalıştı Emre, “Ayşegül sadece ailesi ve yakın arkadaşlarıyla kutlamak istedi. Kendi doğum günü, kararı ona bırakalım. Büyük bir organizasyon olsaydı, siz de davetli olurdunuz.”
“Tamam, anladım. Karına da söyle, çok gücendik!”
Annesi telefonu kapattı, Emre ise başını salladı. Ayşegülü çok iyi anlıyordu. Belki söylemesi doğru değildi ama ailesinden hep utanmıştı. Ayşegülün de bu durumdan rahatsız olmasını istemezdi.
Bu yüzden doğum gününü bozmamak için bir şey söylemedi. Annesinin sözlerini sonra anlatmaya karar verdi.
Sabah, yirmi altıncı yaş gününde Emre, Ayşegüle bir buket çiçek ve bir spa hediye çeki verdi. Bu yıl çok yorulO günün akşamında, Ayşegül ve Emre balkonda oturup yıldızları seyrederken, “Seninle her şey daha güzel,” diye fısıldadı Ayşegül, Emre de gülümseyerek elini sıktı.




