Bunu yemeyeceğim, dedi üvey anne, tabağa tükürükle bakarak

“Bunu yemem,” dedi kaynana, tabağı tiksintiyle süzerek.

“Bunu asla yemeyeceğim,” diye ekledi, etli sebze çorbasının önünde burun kıvırdı.

“Bu da ne?” diye sordu Gülden, sanki masaya bir kova çöp konmuş gibi yüzünü buruşturdu.

“Etli sebze çorbası,” diye açıkladı gelini, Ayşegül, hafifçe gülümseyerek. Çini çorba kasesinin kapağını kaldırıp mis gibi kokan, renkli buğulu çorbayı servis etmeye başladı. “Kendi bahçemizden topladığım sebzelerle yapmak ayrı bir keyif.”

“Ben hiçbir fark göremiyorum,” dedi kaynana küçümseyerek. “Ama bahçeyle uğraşmak gerçekten çok emek ister!”

“Şüphesiz,” diye güldü Ayşegül. “Ama hobi olunca keyifli oluyor.”

“Sen kendi hobinden bahsediyorsun, sana zorla yaptırılan bir işten değil,” diye homurdandı Gülden, dudaklarını bükerek. “Bütün bunları kimin için pişirdin?”

“Bizim için. Çok değil, iki öğünlük ancak.”

“Bu bulamacı asla yemem,” dedi kaynana, elleriyle iterek bir adım geriledi. “İçinde ne var belli değil!” Gülden, midesinin bulandığını taklit edip ağzını eliyle kapattı, masadan ani bir hareketle uzaklaştı.

Ayşegül gözlerini devirip derin bir nefes aldı.

Kocası Mehmetle bir buçuk yıl önce tanışmışlardı. Aşkları öyle şiddetliydi ki, bir ay sonra görkemli bir düğün olmadan evlenmişlerdi.

Biriktirdikleri parayla ortak hayallerine yatırım yapmışlardı: yavaş yavaş sevgiyle döşedikleri bir köy evi.

Bu sürede Ayşegül, Güldeni sadece dört kez görmüştü. Tıpkı Mehmet gibi. Hatta üçünde, kocasını bayram ziyaretleri için annesine gitmeye ikna eden kendisiydi.

Gülden, oğlunun evliliğini her zaman bir delilik olarak görmüştü. Ama yetişkin ve bağımsız oğlu üzerinde bir gücü yoktu, bu yüzden doğal ve mantıklı bir sonucun gelmesini bekliyordu.

Ama bu son bir türlü gelmiyordu, bu da onu giderek daha çok sinirlendiriyordu.

Gülden, Mehmetin bu “sıradan kız”da ne bulduğunu anlayamıyor, onu nasıl baştan çıkardığını merak ediyordu.

Mehmet yakışıklı bir delikanlıydı, çevresinde her zaman daha değerli ve çekici genç kadınlar vardı.

Üstelik Gülden tam bir şehir insanıydı ve oğlunu da öyle yetiştirmişti. Anne içgüdüsü, Mehmetin bu köy yaşamından çoktan sıkıldığını söylüyordu. Küçük bir darbeyle her şey eskisi gibi olabilirdi.

Böyle acı bir deneyimden sonra, nihayet ona gerçekten yakın hissedeceği birini bulacağına emindi.

Ama acele etmeli ve kurnaz Ayşegülün oğlunu bir çocukla tuzağa düşürmesine engel olmalıydı!

Gülden bir plan yaptı: Gelini arayıp kendisini davet ettirdi, çünkü evlerinin açılışına çağrılmamıştı.

Ayşegül, onu iki kez telefonla davet ettiğini hatırlattı, ama Gülden hep meşgul olduğunu söyleyip kaçmıştı. Gülden bu bahaneGülden, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlayıp taksinin arka koltuğunda hıçkırıklara boğuldu.

Rate article
Lifequest
Bunu yemeyeceğim, dedi üvey anne, tabağa tükürükle bakarak