Ayşe Yılmaz, 67 yaşında, eşini on yıldan fazla bir süre önce kaybetmişti. O günden beri hayatı pazara gitmek, parkta yürüyüş yapmak ve artık uzakta yaşayan çocuklarının telefonlarıyla geçiyordu. Bu yaşında sürprizler beklemiyordu; güçlü duyguların gençlere ait olduğunu düşünüyordu.

**Günlük 12 Ekim**

Fatma Yılmaz, 67 yaşında, eşini on yıldan uzun bir süre önce kaybetmişti. O günden beri hayatı, pazara gitmek, parkta yürüyüş yapmak ve artık uzakta yaşayan çocuklarının aramaları arasında geçip gidiyordu. Beklenmedik bir şey olacağını düşünmüyordu; bu yaşta, dediği gibi, güçlü duygular gençlere mahsustu.

Ancak her şey, bir öğle sonrası Ankara Garı’nda değişti.

Fatma, eski bir Atilla İlhan kitabını okurken, yanındaki boş koltukta bir gölge hissetti.

“Affedersiniz,” dedi yanındaki adam, “O kitap ‘Sokaktaki Adam’ mı?”

Başını kaldırdı. Uzun boylu, beyaz saçlı, utangaç gülümsemeli bir adam ona bakıyordu.

“Evet,” diye yanıtladı Fatma, kitabı dikkatlice kapatarak. “Tanıyor musunuz?”

“Kırk yıl önce okumuştum. Hiç unutamadım. Adım Hasan Demir.”

Fatma bilmiyordu neden, ama bu basit tanışma onun yüreğine dokunmuştu. Önce kitap hakkında, sonra trenlerden, müzikten, hayattan konuştular. Zaman öyle hızlı geçti ki, gidecekleri yeri neredeyse unuttular.

Haftalar boyunca, garın içinde “tesadüfen” karşılaşmaya başladılar. Bazen Fatma, garın küçük çay bahçesinde oturur, Hasan da “treni rötar yaptı” bahanesiyle yanına gelirdi. Bazen ise o, sadece insanları izlemek için geldiğini söylerdi, ama ikisi de gerçeği biliyordu: birbirlerini görmek istiyorlardı.

Yağmurlu bir akşam, Hasan, havada asılı duran o sözü sonunda söyledi:

“Fatma, yıllardır yalnız seyahat ediyorum. İnan bana, bir yere varıp da bunu paylaşacak kimsenin olmamasından daha hüzünlü bir şey yok. Benimle bir gün yolculuğa çıkar mısın?”

Fatma tereddüt etti. O kadar yıldır davet kabul etmemişti, o kadar uzun zamandır bilinmeyene kapı açmamıştı. Ama Hasan’ın samimi bakışları korkularını yıktı.

“Peki,” dedi, “ama yeri ben seçerim.”

Sonraki hafta sonu, Eskişehir’e giden bir trene bindiler. Taş döşeli sokaklarda yürüdüler, basit bir öğle yem

Rate article
Lifequest
Ayşe Yılmaz, 67 yaşında, eşini on yıldan fazla bir süre önce kaybetmişti. O günden beri hayatı pazara gitmek, parkta yürüyüş yapmak ve artık uzakta yaşayan çocuklarının telefonlarıyla geçiyordu. Bu yaşında sürprizler beklemiyordu; güçlü duyguların gençlere ait olduğunu düşünüyordu.