Her zaman hayalimdi emekliliğin nihayet benim zamanım olacağı kitap okumak, örgü örmek, parkta yürüyüş yapmak ve hiç vakit ayıramadığım şeylerin keyfini çıkarmak. Ancak bu hayallerim kapı zilinin sesiyle uçup gitti.
Bir pazar günüydü, sonbahar tatilinden hemen önce. Kapıda kızım Ayşe ve iki oğlu 12 yaşındaki Emre ile 4 yaşındaki Canan duruyordu. Habersiz, açıklamasız.
“Anne, çocuklara bak. Biz Mehmet’le bir kaçamak yapıyoruz. Bitmişiz artık!” dedi, çocukların montlarını çıkarırken.
“Ama şimdi tatil olmadığını sanıyordum! Ya iş?” diye sordum, şaşkınlıkla.
“Mehmet üç gün izin aldı. Anne, vaktimiz yok!” ve çoktan gitmişlerdi.
Birkaç dakika sonra televizyon bağırıyor ve giysiler her yere saçılmıştı. Biraz düzen kurmaya çalıştım boşuna. Hazırladığım çorbayı yemeyi reddettiler, çünkü anneleri onlara pizza sözü vermişti. Ayşe’yi arayıp çocukların restoran ısrarından bahsettim.
“Onlara pizza söyleyeceğim. Zaten senin yaptığın yemekleri hiç sevmiyorlar! Dışarı çıkarın, biraz eğlenin! Evde seni yorduklarını sen söylüyorsun!” diye çıkıştı, sinirli bir sesle.
“Peki hangi parayla? Maaşımla mı?” diye sordum, öfkeli.
“Onlar senin torunların, yabancı değil! Bunu söylediğine inanamıyorum!” ve telefonu kapattı.
Bir hafta boyunca yemek yaptım, temizlik yaptım, yalvardım ve katlendim. Torunlarımı seviyorum samimiyetle. Ama artık “bedava nine” olamam. Yaş farkı ve çocuklarımın saygısızlığı, her şeyi çekilmez kılıyor.
Kızımın mutlu büyümesi için her şeyi verdim. Şimdi ise sadece sitem alıyorum. Biz büyüklerin biraz huzura hakkı yok mu? Neden herkes hayatımızın artık değersiz olduğunu düşünüyor?
Artık susmayacağım.
Hayat, sevgiyle ödenen bir borç değildir. Sınırlarını bilmeyen fedakarlık, zamanla içimizde bir öfke biriktirir. Sevgi, saygı ve anlayışla dengelenmeli ki gerçek kalsın.




