Gece yarısı telefonun çalmasıyla sessizlik paramparça oldu. Saat tam 23:30’du. Ayşe, kocasının düzenli nefes alışverişi altında yeni uykuya dalmıştı ki bu ani zil sesiyle irkildi. Kalbi hızla çarpmaya başladı – bu saatte gelen aramalar genelde iyi haber getirmezdi.
– Mehmet, – yavaşça kocasını dürttü. – Mehmet, uyan! Telefon çalıyor.
Yatakta aniden doğruldu, ahizeyi kaptı. Ayşe, her saniye biraz daha solgunlaşan yüzünü izledi.
– Ne… ne zaman? – boğuk bir sesle sordu. – Tamam… anladım. Hemen geliyorum.
Telefonu usulca bıraktı. Parmakları titriyordu.
– Ne oldu? – fısıldadı Ayşe, zaten olanları hissetmişti.
– Ahmet ve Elif… – yutkundu. – Kaza geçirmişler. İkisi de…
Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü, sadece duvardaki saatin tıkırtısı duyuluyordu. Ayşe kocasına baktı, inanmak istemiyordu.
Daha iki gün önce mutfaktaydılar, çay içiyorlardı, Elif yeni keşfettiği kek tarifini anlatıyordu. Ahmet ise, Mehmet’in üniversiteden en yakın arkadaşı, balık hikayeleriyle herkesi güldürüyordu.
– Ya Zehra? – Ayşe aniden hatırladı. – Allahım, Zehra’ya ne oldu?
– O evdeydi, – Mehmet pantolonunu hızla giyiyordu. – Gitmem lazım, Ayşe. Ceset teşhifi yapılacak…
– Ben de geliyorum.
– Hayır! – Aniden döndü. – Seda’yı yalnız bırakamayız. Korkutmayalım çocuğu.
Ayşe başını salladı. Haklıydı – on iki yaşındaki kızlarını bu trajediye karıştırmak doğru olmazdı.
Bütün gece gözüne uyku girmedi. Evin içinde dolandı, her on dakikada bir saate baktı. Seda’nın odasına gitti, yatakta usulca nefes alıyor, yanağı elinin üzerindeydi, kızıl saçları yastığa dağılmıştı. Ne kadar masum, ne kadar korunaksızdı.
Mehmet sabahın erken saatlerinde döndü, gözleri kıpkırmızıydı.
– Her şey doğrulandı, – yorgun bir sesle koltuğa çöktü. – Tırla kafa kafaya çarpışmışlar. Şansları yokmuş.
– Zehra’ya ne olacak şimdi? – Ayşe sordu, önüne koyduğu sert kahveyi iterek.
– Bilmiyorum. Köyde yaşlı ninesi var sadece. Yürüyemiyor bile artık.
Suskun kaldılar. Ayşe pencereden dışarı baktı, gri ve kasvetli bir şafak vardı. Zehra, Mehmet’in vaftiz kızı, Seda’yla aynı yaştaydı. Ufak tefek, sarışın, hep kenarda duran bir çocuktu.
– Biliyor musun, – Mehmet yavaşça konuştu, – belki… Onu yanımıza alabiliriz?
Ayşe hızla döndü:
– Ciddi misin?
– Neden olmasın? Yerimiz var, boş odamız da var. Ben onun vaftiz babasıyım! Bu çocuğu yetimhaneye mi bırakalım?
– Mehmet, ama bu… Bu çok ciddi bir karar. Seda’yla konuşmalıyız.
– Konuşulacak ne var? – Yumruğunu masaya vurdu. – Çocuk öksüz kaldı! Yüzüme nasıl bakarım ben?
Ayşe dudağını ısırdı. Tabii ki haklıydı, ama her şey çok hızlı oluyordu.
– Anne, baba, ne oluyor? – Seda’nın uykulu sesiyle irkildiler. – Niye bu kadar erken kalktınız?
Bakıştılar. Gerçekleri söyleme vakti gelmişti.
– Kızım, – Ayşe başladı, – otur. Çok kötü bir haberimiz var.
Seda sessizce dinledi, gözleri her kelimede biraz daha büyüdü. Babası Zehra’nın onlarla yaşayacağını söylediğinde ise ayağa fırladı:
– Hayır! – bağırdı. – İstemiyorum! Ninesinin yanına gitsin!
– Seda! – Mehmet bağırdı. – Nasıl böyle duygusuz olabiliyorsun?
– Ben ne yapayım? – Seda’nın gözleri ateş saçıyordu. – Benim sorunum değil! Onunla aynı evde yaşamak istemiyorum!
Kapıyı çarparak çıktı. Ayşe kocasına baktı:
– Belki acele etmemeliyiz?
– Hayır, – sertçe cevap verdi. – Kararımız verildi. Zehra bizimle yaşayacak. Seda alışır.
Bir hafta sonra Zehra geldi. Sessiz, solgun, gözlerinde hiç ışık yoktu. Neredeyse hiç konuşmuyor, sadece başıyla onaylıyordu.
Ayşe elinden geleni yaptı. Sevdiği yemekleri pişirdi, yeni çarşaflar aldı, üzerinde kelebekler vardı.
Seda ise kesinlikle Zehra’yı görmezden geliyordu. Odasına kapanıyor, koridorda karşılaşsalar bile gözlerini kaçırıp geçiyordu.
– Bu davranışı bırak! – babası çıkıştı. – Biraz merhamet et!
– Ne yaptım ki? – Seda dikleniyordu. – Onu yok sayıyorum sadece. Hakkım değil mi?
Evdeki gerginlik artıyordu. Ayşe iki kız arasında mekik dokuyordu, ama ne yapsa fayda etmiyordu.
Sonra küpeler kayboldu. Altından, üzerinde küçük elmaslar olan küpeler – Mehmet’in evlilik yıldönümü hediyesi.
– O aldı! – Seda iddia etti. – Siz yokken odanıza girdiğini gördüm!
– Yalan! – Zehra ilk kez sesini yükseltti. – Ben almadım! Hırsız değilim!
Ağlayarak odasına kaçtı. Mehmet kızına sert baktı:
– Bilerek mi yapıyorsun? Onu buradan uzaklaştırmaya mı çalışıyorsun?
– Doğruyu söylüyorum! – Seda ayağını yere vurdu. – Rol yapıyor!
– Yeter! – Ayşe araya girdi. – Küpeler bulunur. Belki ben bir yere koymuşumdur.
Ama üç gün sonra bu kez yüzük kayboldu. Ayşe’nin annesinden kalan tek hatıra.
– Bunu da*”Küçük yeşil leke, bütün sırları açığa çıkarmıştı Seda’nın parmak uçlarındaki o minik yeşil noktalar, kaybolan her şeyin cevabıydı.”*




