İstemeye İsteye Oğlumla Birlikte Annemi Ziyarete Gidiyorum.

Oğlumla birlikte annemi ziyaret etmek için isteksizce yola çıkıyorum. Gitme fikri içimi acıtsa da eşyalarımızı toplayıp oğlum Deniz’le birlikte annem, Emine Yılmaz’ın evine doğru yola koyuluyorum. Tüm bunlar, dün Deniz’i parkta gezdirdiğim sırada eşim Murat’ın “misafirperverliğini” gösterip kuzeni Selma, kocası Cemal ve iki çocukları Elif ve Ali’yi yatak odamızda ağırlamaya karar vermesi yüzünden. Hiç fikrimi sormadan! Sadece, “Siz Deniz’le annende kalabilirsiniz, orada yer var,” dedi. Böyle bir cüret karşısında hâlâ şoktayım. Bu bizim evimiz, bizim odamız, ben mi yer açmak için valiz toplamak zorundayım? Hayır, bu kadarı çok fazla.

Her şey Deniz’le geziden döndüğümde başladı. Yorulmuştu ve mızmızlanıyordu. Onu yatırıp sessizce bir çay içmeyi hayal ediyordum. Ama eve girdiğimde her yer karma karışıktı. Selma ve Cemal çoktan odamızı ele geçirmişti. Çocukları her yere koşuşturuyor, oyuncaklarını saçıyordu. Kitaplarım, kozmetik ürünlerim, hatta bilgisayarım bir köşeye yığılmış, sanki ben yokmuşum gibiydi. Donup kaldım: “Bu ne cümbüş böyle?” Murat hiç aldırmadan, “Selma ve ailesinin kalacak yere ihtiyacı vardı. Annende rahat edersiniz,” dedi.

Öfkeden boğulacak gibi oldum. Öncelikle, bu bizim evimiz! Birlikte aldık, her eşyayı özenle seçtik. Şimdi de onlar İstanbul’da keyif yapsın diye ben kenara çekileceğim mi? Üstelik neden bana danışmadı? Belki konuşarak kabul ederdim. Ama bu bir emirdi. Selma ise özür bile dilemedi. Sadece gülümsedi: “Ayşe, abartma, sadece iki hafta kalacağız!” İki hafta mı? Eşyalarıma bir gün bile dokunmalarını istemiyorum!

Cemal ise sus pus oturuyordu. Kanepenin üzerine yayılmış, en sevdiğim fincanımdan kahvesini yudumluyor, Selma’nın sözlerine başını sallıyordu. Çocukları mı? Tam bir felaket. Altı yaşındaki Elif halımıza meyve suyu dökmüş, dört yaşındaki Ali ise dolabımı saklanma yeri yapmıştı. Burasının otel olmadığını hatırlatmaya çalıştım, ama Selma omuz silkti: “Aman, çocuk işte, ne yapalım?” Tabii, peki onların dağınıklığını ben mi toplayayım?

Murat’la konuşmaya çalıştım. Saygısızlığının beni ne kadar incittiğini, Deniz’in düzeninin önemini anlattım. Onu annemde, portatif bir yatakta yatırmak çözüm değildi. Murat iç çekti: “Ayşe, abartma. Onlar ailemiz, yardım etmeliyiz.” Aile mi? Peki ya biz? Gözyaşlarıma hakim olmak zorunda kaldım. Dişimi sıkıp valizleri hazırladım. Eğer boyun eğeceğimi düşünüyorsa, yanılıyor.

Annem Emine durumu öğrenince köpürdü: “Murat kendini evin hakimi mi sanıyor? Gel buraya kızım, sizin için yer var. Eşine gereken dersi ben veririm!” Misafirleri kovalamaya hazırdı. Ama ben kavga istemiyorum. Sadece düşünebileceğim bir sessizlik istiyorum.

Deniz’in oyuncaklarını toplarken bana büyük gözlerle baktı: “Anne, büyükannede uzun kalacak mıyız?” Onu kucakladım: “Hayatım, çok değil. Baban anlayana kadar.” Ama içimden biliyorum: Eve ancak evimiz yeniden bizim olduğunda döneceğim. Ve Murat bir seçim yapmak zorunda: Ya bu “misafirperverliği”… ya da ailesi.

Hayat bazen bize sınırlarımızı hatırlatır. Başkalarına iyilik yaparken kendi ailemizi ihmal etmek, geri dönülmez yaralar açar.

Rate article
Lifequest
İstemeye İsteye Oğlumla Birlikte Annemi Ziyarete Gidiyorum.