O gitti ve tek gerçek aşkının o olduğunu çok geç anladı.

O gitti ve tek gerçek aşkının o olduğunu anladığında çok geçti.
Mehmet, arabasında oturmuş, restoranın girişini izliyordu. Elleri titriyordu ama farkında bile değildi. Kulaklarında çınlayan bir uğultu, içindeki gerginliğin işaretiydi. Bu akşam, eski mezunların buluşması vardı. Liseden mezun olalı yirmi yıl olmuştu. Yirmi yıldır, kendi mutluluğunu kendi elleriyle yok etmişti.

O zamanlar, Aylinin onu aldattığından şüphelenmişti. “Yeni bir talip” dediği bir fotoğraf, midelerini bulandırmıştı. Aylin açıklama yapmamıştı. Sessiz kalmıştı. O ise bağırmış, suçlamış, içinde biriken her şeyi kusmuştu. Ve Aylin gitmişti. Çığlık atmadan, açıklama yapmadan.

Altı ay sonra, İpekle evlenmişti. Umutsuzluktan. Ayline onsuz da mutlu olabileceğini kanıtlamak için. Ama mutluluk gelmemişti. Evlilikleri yavan, gergin, ip üstünde yürür gibiydi. Her şey yerli yerindeydi: eş, çocuk, iş… Ama kalbi suskundu.

Ve bu akşam, onu tekrar görecekti. Aylini. Tek gerçek aşkını.

Salona girdiğinde onu hemen hissetti. Hayır, önce görmedi, hissetti. Enerjisini, hafif kahkahasını… Hâlâ karşı konulmazdı: çiçekli bir elbise, omuzlarına dökülen kıvırcık saçlar, o kendinden emin bakışlar. Ve birden, her şey yeniden altüst oldu. Tıpkı eskisi gibi.

“Aylin…” diye seslendi, telefonuna cevap vermek için dışarı çıktığında.

“Evet, Mehmet?” Sesi sakindi, neredeyse alaycı.

“Her şeyi bilmek istiyorum. Bensiz nasıl yaşadın?”

“Duymak istediğine emin misin?” Sesinde acı yoktu, sadece derin, yıpranmış bir yorgunluk.

“Sensiz yaşayamam. Bizsiz…”

“Artık bir *biz* yok, Mehmet. Çok uzun zamandır yok.”

“Ya çocuğumuz?” diye patladı birden.

Aylinin yüzü bembeyaz oldu. Gözlerini kapadı. Sonra sert, kararlı bir sesle konuştu:

“Beni suçladıktan sonra kaybettiğim bebekten mi bahsediyorsun? Çok ağladığım için kurtaramadığım çocuktan mı? Evet, hamileydim. Ama sen onun senin olmadığını söyledin. O fotoğrafa inandın. Bana değil. Kalbine değil. İpeke inandın.”

Başını öne eğdi. O gün her şeyi mahvetmişti.

“Hayatta kaldım, Mehmet. Kırık, yanmış bir halde. Ama kaldım. Gittim. Yeniden başladım. Bir adam bana yardım etti, sadece beni gören bir adam… Hatalarımı, suçumu, geçmişimi değil. Şimdi iki evlatlık çocuğumuz var. İlk günden beri benim çocuklarım. Ve mutluyum.”

“Beni affet…”

“Neden? Beni yok ettiğin için mi? Affettim seni. Kendimi affetmem daha uzun sürdü. Ama artık tanıdığın kadın değilim. Artık senin değilim. Kaybettiğini çok geç anladın.”

Döndü ve uzaklaştı. Hafif adımlarla, dik duruşuyla, kendinden emin. Geçmişte koruyamadığı her şey.

O ise orada, araba seslerinin arasında, kalbi paramparça, öylece kaldı. Geri dönüş olmadığını anlamıştı. Bazen, artık çok geç olurdu. Ve eğer onu bir ömür boyu kalbinde taşısan bile… onun için artık hiçbir şey değilsindir.

Rate article
Lifequest
O gitti ve tek gerçek aşkının o olduğunu çok geç anladı.