Bugün, günlüğüme bir ders yazmak istiyorum. Sekiz yıldır sessizce katlandığım şeylere artık dur dedim.
Evlendiğimizden beri kayınvalidem Gülnaz Hanımla anlaşmak için elimden geleni yaptım. Taşradan İstanbula taşındığımızdan beri her hafta aynı telefon: “Hafta sonu gelin, yardıma ihtiyacımız var!” Ya patates ayıklayacaktık, ya bahçeyi kazacaktık, ya da küçük kızı Esranın evine duvar kağıdı döşeyecektik. Her seferinde gittik. Kuklalar gibi.
Oysa artık yirmili yaşlarımda değilim. Haftanın beş günü çalışıyorum, iki çocuk büyütüyorum, evin yükü omuzlarımda. Benim de dinlenmeye hakkım varen azından bir pazar günü nefes alabilmeliyim.
Ama Gülnaz Hanım için biz bedava iş gücüydük. Yorulduğumu hissettirdiğimde, “Sen yapmazsan kim yapacak?” diye çıkışırdı. Öyleydi belki, ama hiçbiri acil bir iş değildi. Bir gün, kendisi için gelmeme izin verdi ama bu kez Esranın salonunu boyamaya gönderdi. Aptal gibi gittim. Tahmin edin ne oldu? Ben metre ve fırçayla koştururken, “prenses” Esra aynada yeni manikürüne bakıyor ve belki onuncu kez çaydanlığı ocağa koyuyordu.
Kocam her şeyi görüyordu. Aptal değildi, bizi kullandıklarını biliyordu. Ama ağzını açmadısonuçta onun annesiydi. Ben de katlandım. Ta ki bir gün
Bir cumartesi, artık onunla gitmeyeceğimi söyledim. Dram yapmadan. Açıklama bile yapmadan. Evde kaldım, başka işlerim olduğunu söyledim.
Tabii Gülnaz Hanımın hoşuna gitmedi. Hemen oğlunu aradıneden bu kadar “nankör” olmuştum? Kocam yalvardı, “bir kez de onun hatırına” gitmemi istedi. Ama bu oyuna artık katlanamazdım.
Otuz beş yaşındaydım. Dinlenmeye hakkım vardı, parmağını bile kıpırdatmayanlara hizmet etmeye değil. Onlardan ne bir teşekkür ne de saygı gördüm. Sadece istekler.
O hafta sonu, nihayet kendi evime vakit ayırdım. Birikmiş çamaşırları yıkadım, doğru düzgün yemek pişirdim, pazar günü kanepede uzanıp kitap okudum. Tam bir huzur. Derken kapı çaldı.
Esra.
Selam bile vermeden, öfkeyle ağzına geleni söyledi: bencil, terbiyesiz, aileye ihanet eden biriydim. “Görevimi” hatırlattıartık onlardan olduğuma göre.
Onu dinledim, iyi günler dileyip kapıyı kapattım.
Ama bitmedi. O akşam Gülnaz Hanım çıkageldi. Daha kapıdan girer girmez nankörlükle, saygısızlıkla suçladı benioysa kendisi “her şeyi vermişti.” Ona baktım ve geçmişte harcadığım saatler gözümün önüne geldi: yemekler, temizlik, bahçe işleri
Şimdi karşımda durmuş, bana ahlak dersi veriyordu.
Artık yetti.
Tek kelime etmeden kapıyı açıp çıkışı gösterdim. Şaşkınlıkla mırıldanarak gitti. Kitabıma döndüm ve yıllar sonra ilk kez rahat bir nefes aldım.
Öfke değildi bu. Özgürlüktü. Zamanımın sadece bana ait olduğunun farkındalığı. Eğer birine bir şey borçluysam o da kendime ve çocuklarıma




