Her Gün Kaynanamla: Nasıl Hayatımı Cehenneme Çevirdi
Kaynanasız bir gün geçmez bana! Nasıl mı? İşte hikayem…
Theoyla evlendiğimizde, aldığımız en akıllıca kararo zamanlar öyle sanıyordumailemizden uzakta yaşamaktı. O, şık bir özel şirkette mühendisti; ben ise babaannemin dairesini satarak çektiğimiz konut kredisiyle yuva kurmuştuk. Huzur, mutluluk ve küçük bir aile hayali… Ama kim bilebilirdi ki onun annesi bize taşınacak?
Fiziken evimizde yaşamıyordu belki, ama varlığını her yerde hissediyorduk: her prizde, her dolapta, her kaşıkta. En ufak bir kararçaydanlık almak, perde seçmek, banyo paspası bileonun müdahalesinden kaçamıyordu.
Mesela perdeleri değiştirmeyi ağzımdan kaçırsam, anında kapıda belirir, elinde kataloglar, dosyalar ve bitmek bilmeyen öğütlerle. Bayramlarda sanki amatör tiyatro yarışmasındaymışız gibi senaryolar yazardı. Bir kere, arkadaşlarla Uludağda bir chalette yılbaşı planlamıştık. Her şey ayarlanmıştı, biletler alınmış, alışveriş yapılmıştı. Ama o öyle bir sahne çıkardı ki Stanislavski bile saygı duruşuna geçerdi. Gözyaşları, suçlamalar, “Böyle özel bir gecede annenizi yalnız bırakıyorsunuz!” feryatları… Sonuç? Evde kaldık, paramız boşa gitti, o ise koltukta imparatoriçe edasıyla televizyondaki sanatçıları eleştirdi.
Hamile kaldığımda, eşimle misafir odasını bebek odasına çevirmeye karar verdik. Laf aramızda geçmişti sadece… Ertesi sabah kapıda belirdi, yanında iki usta, kolunda duvar kağıdı ruloları. Ağzımı açmama fırsat bile vermeden tadilat başlamıştı. Onun planına göre. Onun renkleriyle. Onun “vizyonu”yla. Ben ise kendi evimde, bir yabancı gibi hissettim kendimi.
Eşime yüz kez söyledim: “Bu kadar ağır oluyor, artık kendimi evimde hissetmiyorum, kendi eşyalarımı seçmek istiyorumduvar kağıdından bulaşık süngerine kadar.” Ama hep aynı cevabı verdi: “Annem sadece yardım etmek istiyor. Zevki güzel. Hepsi sevgiden.” Peki ya benim sevgim? İsteklerim? Zevkim? “Harika bir oğul” doğurmadığım için hiçbir şeyim değerli değil miydi?
Ve final sahnesi… Bir gün zaferle geldi: “Theoyla tatile çıkıyoruz. Yunanistana. Dinlenmeye ihtiyacım var, her şeyi ben taşıyorum.” Ben, yedi aylık hamileyim, donup kaldım. Tek kelime edemedim. Kocam kekeledi, “Annemi yalnız bırakamam” dedi. Ben de net konuştum: Eğer onunla giderse, bir karısı olduğunu unutabilirdi.
Sonuç? Evimize girip çığlık çığlığa bağırdı: “Kıskançsın! Ben doğurdum onu, ben büyüttüm, sen nankörün tekisin! Sen gidemezsin çünkü ‘kocaman bir karnın var’, şimdi de benim biraz nefes almama engel oluyorsun!” Kısacası, her şeyi o yapıyordu, biz ise…
Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. Üç kişilik bir evliliğin içinde tükendim. Savaş istemiyorum ama buna da katlanamıyorum. Kadın, eş, anne olarak yok oluyorum. Korkuyorum, bebek doğduğunda sadece bezini değil, adını da, okulunu da, arkadaşlarını da seçecek…
Kızlar, altın gibi bir kaynanayla başa çıkmanın yolu var mı? Yoksa pes mi etmeliyim, sonuna kadar bu gölgeyle, bu “üstüme konuşan sesle” yaşamaya razı mı olmalıyım?
Söyleyin bana. Bu sirkte nasıl savaşacağımı artık bilmiyorum…




