**Gitti ve çok geç anladı ki o, onun tek gerçek aşkıydı.**
Ali, arabasında oturmuş, restoranın girişini izliyordu. Elleri titriyordu ama farkında bile değildi. Kulaklarında çınlayan bir uğultu, içindeki gerginliğin işaretiydi. Bu akşam, mezunlar buluşması vardı. Liseyi bitireli yirmi yıl olmuştu. Yirmi yıldır, kendi mutluluğunu kendi elleriyle yok etmişti.
O zamanlar, Ayşe’nin onu aldattığını düşünmüştü. “Yeni bir talip” olduğunu sandığı bir fotoğraf, midelerini bulandırmıştı. Ayşe açıklama yapmamıştı. Sessiz kalmıştı. O ise bağırmış, suçlamış, içinde biriktirdiği her şeyi kusmuştu. Ve Ayşe gitmişti. Bağırmadan, açıklama yapmadan.
Altı ay sonra, İpek’le evlenmişti. Kinle. Ayşe’ye onsuz da mutlu olabileceğini göstermek için. Ama mutluluk gelmemişti. Evlilik donuk, gergin bir ipliğe dönüşmüştü. Her şey yerli yerindeydi: eş, çocuk, iş. Ama kalbi hâlâ sessizdi.
Ve bu akşam, onu tekrar görecekti. Ayşe’yi. Biricik aşkını.
Salona girdi ve onu anında hissetti. Hayır, önce görmedihissetti. Enerjisini, hafif kahkahasını. Hâlâ büyüleyiciydi: çiçekli bir elbise, omuzlarına dökülen bukleler, o kendinden emin bakış. Ve birden, her şey yeniden altüst oldu. Tıpkı eskisi gibi.
“Ayşe…” diye seslendi, telefonuna cevap vermek için dışarı çıktığında.
“Evet, Ali?” Sesi sakin, neredeyse alaycıydı.
“Her şeyi bilmek istiyorum. Bensiz nasıl yaşadın?”
“Duymak istediğine emin misin?” Sesi acı dolu değildi, sadece derin, eskimiş bir yorgunluk vardı.
“Sensiz yaşayamam. Bizsiz…”
“Artık *biz* yok, Ali. Çok uzun zamandır yok.”
“Peki ya çocuğumuz?” diye pat diye sordu.
Ayşe’nin yüzü bembeyaz oldu. Gözlerini kapadı. Sonra, kesin ve sert bir tonla konuştu:
“O bahsettiğin bebek, senin suçlamalarının ardından kaybettiğim bebek mi? Çok ağladığım için kurtaramadığım bebek mi? Evet, hamileydim. Ama sen onun senin olmadığını söyledin. O fotoğrafa inandın. Bana değil. Kalbine değil. İpek’e inandın.”
Ali başını öne eğdi. O gün her şeyi yıkmıştı.
“Hayatta kaldım, Ali. Kırılmış, yanmış bir halde. Ama hayatta kaldım. Gittim. Yeniden başladım. Bir adam bana yardım etti… sadece beni gören bir adam. Hatalarımı, suçumu, geçmişimi değil. Ve şimdi, iki evlatlık çocuğumuz var. Onlar ilk günden beri benim. Ve mutluyum.”
“Beni affet…”
“Neden? Beni mahvettiğin için mi? Affettim seni. Kendimi affetmem daha uzun sürdü. Ama artık tanıdığın kadın değilim. Artık senin değilim. Kaybettiğini çok geç anladın.”
Döndü ve uzaklaştı. Hafif adımlarla, dik duruşla, kendinden emin. Eskiden koruyamadığı her şey.
Ve Ali orada öylece kaldı, arabaların sessizliğinde, kalbi paramparça, tek bir gerçekle: geri dönüş yoktur. Bazen, artık çok geç olur. Ve onu yıllarca kalbinde taşımış olsan bile… onun için artık hiçbir şeysindir.




