– Keşke kız kardeşinin başkentte neler yaptığını bilseydin, asla ondan bahsetmezdin. Hele övünmek hiç mi hiç aklına gelmezdi.

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Annem, yine mahalleli kadınlarla dertleşirken ablamla övünüyordu. “Ayşe’m ne kadar akıllı kızdır bilseniz!” diye gururla anlatıyordu. “Üniversitede tüm sınavları ful çekti! Üstelik part-time iş bile bulmuş, bizden tek kuruş almıyor!”

Komşu kadın iç çekti: “Ah Fadime Hanım, ne kadar şanslısın. Benimkiler sadece para istemeyi biliyor. Kızım Fatma, okulu bitir bitirmez hemen evlenmek istiyor, ‘Kocam bana baksın’ diyor. Oğluma gelince…” elini havaya savurdu. “Ama senin Ayşe’n gerçekten örnek bir kız. Kendi aklıyla yaşayacak.”

Yanlarından uzaklaşırken kendi kendime mırıldandım: “Keşke ablamın İstanbul’da ne işler çevirdiğini bilsen, ağzına bile almazdın onu.” Babam işte olduğu için bugün “çanta taşıyıcısı” unvanı bana düşmüştü. Annem alışveriş bitene kadar beklemek zorundaydım.

“Bir şey mi dedin oğlum?” Annem huysuzca bana baktı. Konuşmasının ortasında kesilmişti.

“Yarın sunumum var anne, eve gidebilir miyiz?” diye cevapladım. Komşuların rahatlamış bakışlarını fark ettim. Herkes annemin bitmek bilmeyen övünmelerinden bıkmıştı.

Ama gerçeği sadece ben biliyordum. Ve susuyordum. Annemin üzülmesini istemiyordum…

***

“Fadime Hanım, Ayşe’niz burada mı?” Kapıda sert bakışlı bir kadın duruyordu, arkasında iki adamla. Annem şaşkınlıkla, “Kızım İstanbul’da üniversite okuyor,” diye gururla cevap verdi. “Ondan ne istiyorsunuz?”

Kadın acı bir kahkaha attı: “Üniversite mi? Ayşe mi? Ciddi misiniz? İlk sömestirden atıldı. Sınavlara bile girmedi, derslere uğramadı. Tek derdi zengin erkek bulmaktı!”

“Kızıma iftira atamazsın!” diye bağırdı annem, ama sesi titriyordu. Kapıya daha fazla insan toplanıyordu.

“Girin içeri,” dedim ben. Anneme baktım, “Komşulara dedikodu malzemesi vermeyelim.”

Kadın içeri girdi, koltukta yerini aldı. Annem hâlâ şoktaydı. “Mehmet, nasıl böyle bir şey yaparsın?”

“Çünkü doğruyu söylüyor,” dedim sertçe. “Abla İstanbul’da yaşıyor, ama yurtta değil. Kiralık bir evde, kendisine bakan bir adamla. Evli, 20 yaş büyük, üç çocuk babası bir adam. Ve çok zengin.”

Kadın başını salladı: “Adı Murat olmasın sakın?”

“Karısı siz misiniz?” diye sordum.

“Hayır, kız kardeşiyim. Kardeşimin bu tür şeyler yapmasından bıktım. Eşi, iş ortağımızın kızı. Bu skandallar yüzünden boşanma noktasına gelecekler.”

Annem birden solgunlaştı. Hemen banyoya koştum, ilaçlarını getirdim. Kadın biraz suçlu hissetmiş olmalı ki, “Ambulans çağırayım mı?” diye sordu.

“Zaten çağırdım,” dedim.

Annem ağlıyordu: “Mehmet, bunları nasıl biliyorsun?”

“Geçen geldiğinde telefonu bozuktu, bilgisayarımı aldı. Oturumunu kapatmamıştı. Yazışmalarını okudum. Sonra direkt sordum. Yalanlamadı bile. Sana söylememi istemedi sadece.”

Annem iyice kötüleşti. Ambulans geldi, onu dinlenmesi için yatırdılar. Misafirlerle konuşmaya devam ettim.

“Peki, ablamla ne yapacaksınız?”

“Para vereceğim ve uygun biriyle tanıştıracağım. Bekâr biriyle. Akıllıysa iyi bir evlilik yapar.”

Ablamın en yakın arkadaşına ulaştım. Onu kandırmak zor oldu, ama sonunda adresi aldım. Kadına uzattım.

“Umarım sözünüzü tutarsınız.”

“Tutacağım.”

Kapıdan çıkarken, kasıtlı yüksek sesle dedi ki: “Özür dilerim, böyle bir şeyi başka türlü konuşamazdık. Umarım dedikodu çıkmaz. Ama bu mahallede herkes iyi insan, konuşmazlar.”

Dedikodu çıktı tabii, ama fazla yayılmadı. Annem artık eskisi gibi övünmüyordu.

Babamla konuştuk ve taşınmaya karar verdik. Annem komşulara bakmaya utanıyordu.

Bir gün eşyalarımızı topladık. Meraklı komşulara “İstanbul’a taşınıyoruz, annemin sağlığı için iyi doktorlar lazım,” dedim.

Ablam bir daha gelmedi. Çok geçmeden “iyi bir evlilik” yaptı ve bizi unuttu…

**Bugün öğrendim ki:**
Bazen en çok övündüğümüz şeyler, en büyük utancımız olabilir. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Ve insan, yüzleşmeye hazır olmalı.

Rate article
Lifequest
– Keşke kız kardeşinin başkentte neler yaptığını bilseydin, asla ondan bahsetmezdin. Hele övünmek hiç mi hiç aklına gelmezdi.