Zamanın donduğu, kalplerin panik ve umutla attığı o an, Anadolu’nun ücra bir kasabasından gelen on yedi yaşındaki bir kız, imkânsızı başardı. Doktor oldu, anne oldu, kurtarıcı oldu. Gerçek çağrının bürolarda değil, başkaları için çarpan bir yürekte doğduğunun sembolüydü artık.
Bu sıradan bir gün değildi. Kaderlerin, koşulların, korkunun ve mucizenin birbirine dolandığı andı. Üç yenidoğanın, bir kadının ve bir şehrin hayatını sonsuza dek değiştiren o an, Ege Devlet Hastanesi’nin floresan ışıkları altında başladı. Unutulmuş bir kasabada, her doğumun bir olay, her ölümün yıllarca unutulmayacak bir trajedi olduğu yerde…
Koridorun ışıkları titriyor, bir şeylerin yaklaştığını fısıldıyordu. Monitörlerin bip sesleri, bir alarm senfonisine dönüşmüştü. Soluk yeşil duvarlar, teri, gözyaşlarını ve her köşede mırıldanan duaları içine çekiyor gibiydi. Hemşireler koşuyor, doktorlar bağırıyordu. Ama bunların hepsi, 3 numaralı ameliyathanenin kapısı ardında kopacak fırtınanın yalnızca fonuydu.
Sedye üzerinde, Aslıhan Yılmaz’ı getiriyorlardı. Yirmi yedi yaşındaki bu kadın, hamileliğinin ilk günlerinden beri ikiz hayal ediyordu. Nasıl el ele tutuşacaklarını, nasıl aynı anda güleceklerini, nasıl ninniler söyleyeceğini düşünüyordu. Ama hayaller her zaman planlandığı gibi gitmezdi. Doktorlar, ultrason ekranına endişeyle bakıyordu: İki bebek de ters duruyordu. Bu, tek bir şey demekti: Acil sezaryen olmadan, ne onların ne de Aslıhan’ın şansı vardı.
Ameliyat saat 18:00’de planlanmıştı. Doktor Yılmaz, komşu şehirden yola çıkmıştı. Ancak yolda bir kaza oldu: üç araba çarpışmış, trafik on kilometre kuyruğa dönüşmüştü. Otuz dakika uzaktaydı. Ama Aslıhan’ın otuz dakikası yoktu. Saniyeleri vardı. Çocuklarının şafak ışığını görebilmesini belirleyecek saniyeler…
Ameliyathane telaş içindeydi. Yedinci saati ayakta geçiren hemşire, düşmek üzereydi. Gözleri bulanık, elleri titriyordu. Kadın doğum uzmanı Aslıhan’ı sakinleştirmeye çalışıyordu, ama o da hissediyordu: bir şeyler ters gidiyordu. Köşede, üzerine bol gelen beyaz önlüğüyle, Elif Demir duruyordu. On yedi yaşında bir lise öğrencisi, stajyer, cerrah olma hayali kuran bir kız. Not için değil, formalite için değil, buradaydı. Çünkü biliyordu ki onun yeri hastaların yanıydı. Doğum kitapları okumuş, yüzlerce doğum videosu izlemiş, her kalp atışının sesini, her yenidoğanın çığlığının tonunu tanımayı öğrenmişti. Bir ressam gibiydi, büyük bir tablonun her fırça darbesini ezberleyip bir gün kendi eserini yaratmak için…
Ve işte o gün gelmişti.
Aslıhan çığlık attı. Sadece çığlık değil, bir felaket habercisi gibi duvarları delip geçen bir feryattı bu. Monitörler çıldırdı. Bebeklerden birinin kalbi duruyordu. Diğeri ise neredeyse hareketsizdi. Anestezi uzmanı bağırdı: “Bayılıyor!” Ama kimse sorumluluğu alacak durumda değildi. Hemşire aniden yere yığıldı. Stres, yorgunluk, on dört saatlik vardiyaoperasyon odası kaosa büründü. Kimse yardım çağırıyor, kimse oksijen tüpü bağlamaya çalışıyor, ama kimse yapılması gerekeni yapmıyordu: doğumu başlatmak. Hemen.
Ve o zamanbir sis perdesinin arasındanElif öne çıktı.
Tereddüt etmedi. Etrafına bakmadı. Yüzü solgun, dudakları titriyordu, ama gözleribir neşter kadar keskindi. Eldivenlerini taktı. Derin bir nefes aldı. Ve masaya yaklaşıp Aslıhan’ın elini tuttu.
“Benim adım Elif,” dedi alçak ama herkesin duyacağı bir sesle. “Doktor değilim. Öğrenciyim. Ama her şeyi gördüm. Her şeyi biliyorum. Lütfen… bana güvenin. Zamanımız yok.”
Aslıhan ona bir hayaletmiş gibi baktı. Gözleri korku ve umutla doluydu.
“Sen… sen daha bir çocuksun…”
“Evet,” diye başını salladı Elif. “Ama çocuklarınız bir çocuk beklemiyor. Hayat bekliyorlar. Ve benonlara bu hayatı verebilirim. Şimdi.”
Pozisyonunu aldı. Bir saniye öncesine kadar titreyen parmakları, artık cerrahi bir hassasiyetle hareket ediyordu. Derslerde okuduğu her kelimeyi, Doktor Yılmaz’ın yaptığı her hareketi hatırlıyordu. Ters doğumen tehlikeli senaryolardan biriydi. Boğulma riski, rahim yırtılması, ölüm. Ama Elif riskleri düşünmüyordu. Sadece o minik insanın canlı doğmasını istiyordu.
“Nefes al, Aslıhan!” diye bağırdı. “Bir kez daha! Şimdi! Şimdi!”
Ve o anbir rüyada, bir film sahnesinde gibiilk ayak göründü. Elif, nazik ama kararlı hareketlerle yönlendirdi. Erkek. İlk bebek. Minik, mavimsi, amaağlıyordu. Hayatın ilk sesi. İlk nefes. İlk şans.
Ama sevinç kısa sürdü. İkinci bebekbir kızyaşam belirtisi göstermiyordu. Kalp atışı60. Kritik seviye. Bir dakikası bile yoktu.
Elif bağırmadı. Paniklemedi. Bir keresinde izlediği zor doğum tekniğini hatırladı. Aslıhan’ı yan çevirdi. Kalçasını kaldırdı. Hafifçe bastırdı. Veyavaşça, inanılmaz bir dikkatleelini içeri soktu. Tüm sinirleri “Dur!” diye haykırırken, yüreği “Devam et” diyordu.
Vebeden. Sonra kafası. Veağlama. Yüksek, berrak,
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



