Büyükanne, sizin yeriniz başka bölümde,” diye gülümsedi genç çalışanlar yeni elemana bakarken. Şirketlerini satın aldığımı henüz bilmiyorlardı.

“Büyükanne, siz başka bir bölüme,” diye gülümsedi genç çalışanlar, yeni gelen çalışanı görünce. Henüz şirketi satın aldığımı bilmiyorlardı.
“Kime bakıyorsunuz?” diye sordu resepsiyondaki genç, gözlerini telefonundan ayırmadan.
Moda saç kesimi ve markalı sweatshirtü, kendini ne kadar önemli gördüğünü ve etrafına karşı ne kadar kayıtsız olduğunu anlatıyordu.
Ayşe Gül, omzundaki sade ama kaliteli çantayı düzeltti. Dikkat çekmemek için bilerek böyle giyinmişti: mütevazı bir bluz, diz altı etek, topuksuz rahat ayakkabılar.
Eski genel müdür, Mehmet Bey entrikalardan yorulmuş, aksakallı bir adam satın alma işlemini tamamlarken, planını anlattığında gülümsemişti.
“Truva atı, Ayşe Gül Hanım,” demişti saygıyla. “Yemi yutacaklar, kancayı fark etmeden. Sizi asla çözemeyecekler ta ki çok geç olana kadar.”
“Ben yeni çalışanınızım. Dokümantasyon bölümünden,” dedi sakin ve alçak bir sesle, bilerek otoriter tonundan uzak durarak.
Genç nihayet başını kaldırıp ona baktı. Başından ayağına kadar süzdü eskimiş ayakkabılardan, özenle taranmış beyaz saçlara kadar ve gözlerinde açık bir alay belirdi. Saklamaya bile çalışmıyordu.
“Ah, evet. Yeni bir eleman geleceği söylenmişti. Güvenlikten geçiş kartınızı aldınız mı?”
“Evet, işte burada.”
Tembelce parmağıyla turnikeyi işaret etti, kaybolmuş bir böceğe yol gösterir gibi.
“Çalışma masanız şu tarafta, salonun sonunda. Halledersiniz.”
Ayşe Gül başını salladı. “Halledeceğim,” diye tekrarladı içinden, arı kovanı gibi uğuldayan açık ofise doğru ilerlerken.
Kırk yıldır hallederdi zaten. Kocasının ani ölümünden sonra neredeyse batmak üzere olan işini kârlı bir şirkete dönüştürmüştü.
Zorlu yatırımlarla servetini katlamıştı. Altmış beş yaşında, büyük boş evinde yalnızlıkla nasıl başa çıkacağını öğrenmişti.
Bu gözde ama içten çürümüş IT şirketini satın almak, son zamanlardaki en ilginç “başa çıkma” işiydi.
Masası, arşiv kapısının hemen yanındaydı. Çizik yüzeyli, gıcırtılı sandalyeli, eski bir masa; parlak teknoloji denizinde geçmişten bir ada gibi duruyordu.
“Alıştınız mı?” diye tatlı bir ses duydu kulaklarında. Önünde, pazarlama departmanının şefi Elif duruyordu. Ütülü, fildişi rengi bir takım giymişti.
Pahalı parfüm ve başarı kokuyordu.
“Çalışıyorum,” diyerek hafifçe gülümsedi Ayşe Gül.
“Geçen yılın ‘Altay’ projesi sözleşmelerini düzenlemeniz gerekecek. Arşivde duruyorlar. Zor olmayacaktır,” dedi, sesinde küçümseyen bir hava vardı, sanki yetenekleri sınırlı birine görev veriyordu.
Elif, ona bir fosile bakar gibi baktı. Ayakkabılarının topuklarıyla tıkır tıkır uzaklaşırken, Ayşe Gül arkasından hafif bir kahkaha duydu:
“İnsan Kaynakları iyice çıldırmış. Yakında dinozorları işe alacaklar.”
Ayşe Gül duymamış gibi yapt. Etrafı gözlemleme zamanıydı.
Geliştirme departmanına doğru yürüdü, camlı toplantı odasının önünde durdu. İçeride birkaç genç hararetle bir şeyler tartışıyordu.
“Teyze, bir şey mi arıyorsunuz?” diye seslendi uzun boylu bir genç, masasından kalkarak.
Can, şirketin yıldız geliştiricisi. Geleceğin parlak ismi dosyasında yazdığı gibi. Muhtemelen kendisi yazmıştı.
“Evet, evladım, arşivi arıyordum.”
Can gülümsedi ve arkadaşlarına döndü, merakla sahneyi izleyen diğer gençlere.
“Büyükanne, sanırım siz başka bir departmandasınız. Arşiv orada,” diyerek belirsizce masasını işaret etti.
“Biz burada gerçek işlerle uğraşıyoruz. Sizin hayal bile edemeyeceğiniz şeyler.”
Arkasındaki grup kıkırdadı. Ayşe Gül, göğsünde soğuk, sakin bir öfke hissetti.
Onların kibirli yüzlerine, Canın kolundaki pahalı saate baktı. Bunların hepsi onun parasıyla alınmıştı.
“Teşekkür ederim,” diye net bir şekilde cevap verdi. “Artık nereye gideceğimi biliyorum.”
Arşiv, küçük, havasız, penceresiz bir odaydı. Ayşe Gül işe koyuldu. “Altay” dosyasını çabucak buldu.
Metodik bir şekilde belgeleri inceledi. Sözleşmeler, ekler, raporlar. İlk bakışta her şey mükemmel görünüyordu. Ama tecrübeli gözleri detaylara takıldı. “Cyber-Sistemler” taşeronuna ödenen miktarlar binlerce liraya yuvarlanmıştı ya tembellik ya da gerçek hesapları saklama çabası.
Yapılan işlerin tanımları belirsizdi: “danışmanlık hizmetleri”, “analitik destek”, “süreç optimizasyonu”. Klasik para çekme yöntemleri, 90lardan beri aşina olduğu şeylerdi.
Birkaç saat sonra kapı gıcırdadı. Girişte gözleri korku dolu bir kız belirdi.
“İyi günler. Ben Sibel, muhasebeden. Elif Hanım sizin burada olduğunuzu söyledi Sanırım elektronik sisteme erişiminiz yok, değil mi? Size gösterebilirim.”
Sesinde hiç küçümseyen bir ton yoktu.
“Teşekkür ederim, Sibel. Çok naziksin.”
“Rica ederim, zor değil. Onlar yani herkesin tabletle doğmadığını anlamıyorlar,” diye kekeledi, yüzü kızararak.
Sibel programı açıklarken, Ayşe Gül düşündü: Bataklıkta

Rate article
Lifequest
Büyükanne, sizin yeriniz başka bölümde,” diye gülümsedi genç çalışanlar yeni elemana bakarken. Şirketlerini satın aldığımı henüz bilmiyorlardı.