Bugün eski bir kutuyu karıştırırken, yıllar öncesine ait mektuplar buldum. Ellerim titreyerek birini açtım, sonra bir diğerini Hatıralar gözümün önüne serildi.
Vaktinde İstanbul Teknik Üniversitesinde tanışmıştık Emreyle. O şehirliydi, ben ise Anadolunun küçük bir kasabasından gelmiştim. Uzun kumral saçlarım, ela gözlerim ve ince yapımla dikkatini çekmiştim. Oysa Emre bambaşkaydı coşkulu, hareketli, hayat dolu. Ben utangaç ve sessizken, o bir fırtına gibi girdi hayatıma.
Her gün yeni bir sürprizle çıkagelirdi. Yurdumun kapısına bıraktığı çiçekler, gece yarısı pencereme uzattığı “İyi geceler”ler Dersler, partiler, kumsalda geçen geceler ilk yıl bir rüya gibi geçti. Ama Emre dersleri ihmal etti. Zaten pek hevesli değildi, bir de aşk çıkınca iyice dağıldı. Okuldan atıldığında umursamadı bile:
“Fabrikada iş bulurum, sonra açıktan okurum. Önemli olan seninle evlenebilmek, biricik güvercinim,” demişti.
Ailesine benimle evlenmek istediğini söylediğinde tepki gecikmedi. Babası öfkeden kıpkırmızı kesilmiş:
“Okuldan seni bu aşk uğruna attırdın! Biz seni okumaya gönderdik, evlenmeye değil! Köylü bir kızı aileye alacak değiliz ya!” diye bağırmıştı.
Ayrılıkla durdurabileceklerini sandılar. Askerlik Emrenin önüne bir engel olarak çıkarıldı.
O gidince, mektuplarıyla avundum. Ne ateşli, ne içten satırlardı onlar! Ta ki bir gün birden kesilene dek Aylar geçti, hiç ses çıkmadı.
“Uzaktaki sevgiler soğur. Demek ki gerçek aşk değilmiş,” diyordu sınıf arkadaşım Cem. Bilmiyordum ki Cem, Emreye bana âşık olduğunu ve artık onunla görüştüğümüzü yazmış. “Artık mektup yazma, evleniyoruz,” diye de eklemiş.
Zamanla kabullendim. Cemin ilgisi samimiydi. “En azından o mutlu olsun,” diyerek evet dedim. Emrenin mektuplarını atamadım; bir köşeye kaldırdım.
Yıllar su gibi aktı. Aynı şehirde, paralel hayatlar yaşadık. Evlendik, çocuklar büyüttük. Ama benim evliliğim hep bir eksiklikle sürdü. Cem bir gün itiraf etti: “Seni ondan ben ayırdım.”
Emrenin de yolu ayrılmış.
Dün son mektubu okurken hem ağladım hem güldüm. Sonra bir dürtü hissettim onu görmeliydim. Eski adresine bir mektup yazdım: “Görüşelim mi?”
Ertesi gün pişman oldum: “Aklımı mı kaybettim?” diye söylendim. Oysa Emre mektubu alır almaz kafeye koşmuş. İçeri girdiğinde tek bir kadın vardı.
“Ayşe” diye fısıldadı.
Döndüm, gözlerine baktım. Otuz beş yıl sonra bile aynı bakıştı o. Konuştuk, güldük, ağladık. Ellerimiz birbirine kenetlenmiş, kafeden çıktık.
Beş yıl oldu. Şimdi her sabah uyandığımda, “Teşekkürler Allahım,” diyorum.
Gerçek aşk asla ölmez. Bunu artık biliyoruz.
*Bir erkeğin günlüğünden: Zamanın acıları geçer, ama sevgi kalır. Bazen kaybettiğinizi sandığınız şey, sadece sizi bekliyordur.*




