“Anne, baban haklıymış, kafanın içinde bir sorun var! Artık ben de görüyorum ki sen normal değilsin. Hiç tedavi olmayı düşündün mü?”
Ayşegül Hanım şaşkınlıkla oğluna baktı. Evet, her zaman zor bir çocuk olmuştu ama kendi annesine yüzüne karşı böyle şeyler söylemesi
Ayşegül Hanım, yirmi beş yıllık evliliğinden sonra boşanacağını hiç düşünmemişti. Ama işte, ayrılığın sebebi kendisiydi.
Çünkü bir gün aniden fark etti ki onu hiç tanımıyormuş. Bu kadar yıl geçmişti, her insan enine boyuna öğrenilirdi. Ama Olan olmuştu. Mehmet, beklenmedik şekilde duygusuz biri çıkmıştı.
Ayşegül sokakta bir köpek yavrusu bulduğunda, öyle zayıftı ki kaburgalarını saymak mümkündü. Mehmet ise aniden kıyameti kopardı.
“Senin başka işin mi yok Ayşe? Bu serseriyi neden eve getirdin?” diye bağırdı tüm evi inleterek.
“Mehmet, nasıl böyle konuşursun?” dedi Ayşegül saf bir şaşkınlıkla. “Şuna bir bak. Derisi kemiklerine yapışmış. Nasıl geçip gidebilirim ki?”
“Herkes geçip gidiyor, sen mi dayanamadın? Rahibe Teresa mısın nesin? En ciddi olan sensin, değil mi?”
O gün Ayşegül Hanım uzun süre ağladı. Hem o zavallı yavru için, hem de kocasının gerçek yüzünü görmüş olmanın şokuyla.
Hayır, Mehmet hiç mükemmel biri değildi ama Ayşegül onun eksiklerini görmezden gelmeye çalışıyordu. Zaten mükemmel insan yoktu.
Ama o gün, Mehmet asla geçmemesi gereken bir çizgiyi aşmıştı. “Nasıl böyle olabilir?” diye hıçkırıklara boğuldu Ayşegül. “İnsan olmak bu kadar mı zor? Bir yavruya yardım etmemek nasıl mümkün?”
Tabii, tek bir kavga ile bitmedi. Kocası her haliyle bu “sokak köpeği”nin sinirlerine dokunduğunu belli ediyordu.
“Ne zaman kurtulacaksın bundan? Daha ne kadar bu yarı köpeği evde tutacaksın?”
“Yarı köpek” diyordu çünkü yavru zayıf ve titrek bir şeydi, ev sıcak olsa bile.
Eşine yardım etmek yerine, garaja kaçıp arkadaşlarıyla kendi eşlerinden kaçan aynı tiplerle vakit geçiriyordu. Eve sarhoş gelip, yine Ayşegüle ve o “sokak köpeği”ne söyleyeceklerini söylüyordu.
“Hayvan sevmemek anlarım,” diye düşündü Ayşegül oturma odasında otururken. “Ama bana bile mi aldırmıyorsun? Benim ne kadar zorlandığımı görmüyor musun?”
Evet, Ayşegül için kolay değildi. Çünkü sık sık işten izin alıp yavruyu veterinere götürmek, gezmek için dışarı çıkarmak zorundaydı.
Bir de, onu Mehmetle yalnız bırakmaktan korkuyordu. Bu kadar yıl sonra onun nasıl biri olduğunu anlamamıştı. Her şeyi beklerdi, özellikle de içkiye düşkünlüğü arttığından beri.
Nitekim bir gün işteyken birden kötü bir hisse kapıldı. Kalbi sıkışmıştı, içi cız ediyordu.
Kendini hasta hissediyorum diyerek izin aldı. Eve erken gelince kocasını suç üstü yakaladı.
Karabaşı garajlara doğru götürüyordu. Galiba bir daha geri gelmemek üzere terk edecekti. Ayşegül bunu affedemezdi. Boşanma davası açtı.
“Bir köpek yüzünden mi?” diye bağırdı Mehmet ellerini sallayarak. “Yaşlılıkta aklını mı yitirdin?”
Ayşegül bu sözleri duymazdan geldi. Yaşlı hissetmiyordu, aklını da kaçırmamıştı. Sadece artık onunla yaşayamayacağını anlamıştı.
Yetişkin bir oğulları vardı, başka şehirde kız arkadaşıyla yaşıyordu. O, nedense babasının tarafını tuttu:
“Anne, sen ciddi misin? Bir köpek için aile mi yıkılır?”
“Oğlum, zaten aile diye bir şey kalmadı,” diye iç çekti Ayşegül Hanım. “Boşanmamın sebebi köpek değil, babanın insanlıktan çıkması.”
“Hayvan sevmemek normal, ama onlara zarar vermek Hayır, bir insan, hele bir erkek, böyle davranamaz!”
Açıklamaları oğlunu ikna etmedi. Protesto olarak ve belki de erkek dayanışmasıyla annesiyle konuşmayı kesti.
“Babam değil, sen insanlığını kaybetmişsin. Onu evsiz bıraktın!” dedi.
Çünkü ev, evlilik öncesinden Ayşegüle aitti. Mehmetin boşanmada pay talep etme hakkı yoktu.
Köyde bir evleri vardı ama oraya uğramadığı için durumu belirsizdi. Ayşegülün umurunda değildi.
Mehmet seçimini yapmıştı. Kimse onu bu kadar acımasız bir “canavar”a dönüşmeye zorlamamıştı. Ayşegül o gün yetişmeseydi, Karabaşa ne yapardı?
Sonuçta, Ayşegül Karabaşla kaldı. Onu sağlığına kavuşturdu, insanlara olan güvenini yeniden kazandırdı.
Başta ona yeni bir yuva bulmayı planlıyordu ama sonunda onu yanında tuttu.
“Seni ben aldıysam, sorumluluğu da benim,” dedi tüylü dostuna.
“Hav!” diye mutlulukla kuyruk salladı Karabaş. Bu kadından ayrılmak istemiyordu.
Zamanla, Karabaş büyüdükçe, Ayşegül boş zamanlarında hayvan barınağına gitmeye başladı. İnsanların terk ettiği canlara yardım etmek için.
“Maddi durumumuz kötü,” dedi barınak sorumlusu üzgün bir sesle. “Çalışanlara maaş ödeyemiyoruz. Verebildiğimiz küçük bir miktar, belki sizi tatmin etmez.”
“Endişelenmeyin,” dedi Ayşegül Hanım. “Para için değil, vicdanım için buradayım.”
Böylece haftada birkaç kez Karabaşla barınağ




