Kocamın Cenazesinden Sonra Oğlum Beni Şehir Dışına Götürdü ve ‘Burada İn Otobüsten, Artık Sana Bakamayız’ Dedi

Kocamın cenazesinden sonra, oğlum beni şehrin dışına götürdü ve dedi ki: “Burada in otobüsten. Artık sana bakamayız.” Ama yüreğimde bir sır saklıydı, pişmanlığı onların hayatı boyunca üzerlerine çökecek…

Kocamı defnettiğimiz gün hafif bir yağmur yağıyordu. O küçük siyah şemsiye, yüreğimin yalnızlığını örtmeye yetmiyordu. Yeni kazılmış mezarın başında, toprağı hâlâ nemliyken, elimde bir tütsüyle titreyerek durdum. Neredeyse kırk yıllık yoldaşım Ahmet soğuk bir avuç toprak olmuştu.

Cenazeden sonra kederime gömülmeye vaktim olmadı. Büyük oğlum Emre kocamın sonsuz güvendiği kişi hiç vakit kaybetmeden evin anahtarlarını aldı. Yıllar önce Ahmet sağlıklıyken demişti ki: “Sen yaşlanıyorsun, ben yaşlanıyorum, her şeyi oğlumuzun adına geçirelim. Her şey onun üzerine olursa, o sorumluluk alır.” İtiraz etmedim. Hangi anne baba evladını sevmez ki? Böylece ev, tapular, tüm belgeler Emre’nin adına geçti.

Cenazenin yedinci günü, Emre beni gezmeye çağırdı. O yolculuğun bir hançer darbesi gibi olacağını tahmin edemezdim. Araba, Ankara’nın dışında bir dolmuş durağının yanında durdu. Emre soğuk bir sesle konuştu:
“Burada in. Artık eşimle sana bakamayız. Bundan sonra kendin idare edeceksin.”

Kulaklarım uğulduyor, gözlerim kararıyordu. Yanlış duyduğumu sandım. Ama gözleri öyle kararlıydı ki, sanki beni hemen aşağı itmek istiyordu. Yol kenarında, bir içkici dükkânının yanında, sadece bir çanta giysiyle oturup kaldım. O ev yaşadığım, kocama ve çocuklarıma baktığım ev artık onun adına geçmişti. Geri dönme hakkım yoktu.

Derler ya: “Kocanı kaybedersen, çocukların sana kalır.” Ama bazen çocukların olması, hiç olmaması gibidir. Kendi oğlum beni bir köşeye atmıştı. Ancak Emre bilmiyordu ki, tamamen çaresiz değildim. Cebimde hep bir banka defteri taşıyordum: Ahmet’le bir ömür boyu biriktirdiğimiz para otuz milyon liradan fazla. Çocuklarımızdan ve herkesten gizli saklamıştık. Ahmet hep derdi: “İnsanlar, elinde bir şeyler olduğu sürece iyidir.”

O gün susmaya karar verdim. Dilencilik yapmayacak, sırrımı açmayacaktım. Bakalım Emre ve hayat bana nasıl davranacaktı?

Kovulduğum ilk gece, küçük bir çay ocağının saçak altına sığındım. Sahibi Hacer Teyze bana acıdı ve sıcak bir çay ikram etti. Kocamı kaybettiğimi ve çocuklarımın beni terk ettiğini anlatınca, derin bir iç çekti:
“Bugünlerde böyle çok vaka görüyoruz kızım. Evlatlar bazen parayı sevgiden daha çok önemsiyor.”

Geçici olarak küçük bir pansiyon tuttum, hesabımdaki faizle ödedim. Çok dikkatliydim: kimseye çok param olduğunu söylemedim. Sade bir hayat sürdüm: eski kıyafetler giydim, ucuz ekmek ve mercimek aldım, dikkat çekmemeye çalıştım.

Birçok gece, o tahta yatakta kıvrılıp eski evi, tavanın çıtırtısını, Ahmetin demlediği baharatlı çayın kokusunu hatırladım. Anılar acıtıyordu ama kendime dedim ki: yaşadığım sürece, devam etmeliyim.

Yavaş yavaş yeni hayata alıştım. Gündüzleri pazarda iş arardım: sebze yıkardım, yük taşırdım, paket sarardım. Az para veriyorlardı ama umrumda değildi. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyordum. Pazarcılar bana “Şükran Teyze” derlerdi. Bilmiyorlardı ki, pazar kapandığında pansiyona döner, biriktirdiğim banka defterine bakar, sonra tekrar saklardım. O defter, hayata tutunma sebebimdi.

Bir gün gençlik arkadaşım Ayşe Hanıma rastladım. Pansiyonda gördüğünde, kocamı kaybettiğimi ve hayatın zorlaştığını anlattım. Acıdı ve ailesinin yol kenarı lokantasında iş teklif etti. Kabul ettim. İş zordu ama karşılığında yemek ve yatacak yer vardı. Banka defterimi saklamak için bir sebebim daha olmuştu.

Bu arada Emreden haberler geliyordu. Eşi ve çocuklarıyla büyük bir evde yaşıyor, yeni araba almış, ama kumara düşkündü. Bir tanıdık fısıldadı: “Eminim arsa tapusunu rehin vermiştir.” Acıyla dinledim ama onu aramamaya karar verdim. Beni bir dolmuş durağına atmıştı; ona diyecek bir sözüm yoktu.

Bir öğleden sonra lokantayı temizlerken, tanımadığım biri beni sordu. Şık giyimliydi ama yüzü gergindi. Emrenin içki arkadaşlarından biriydi. Bana dik dik baktı:
“Sen Emrenin annesi misin?”
Duraksadım, temkinle başımı salladım. Yaklaştı, sesi baskı doluydu:
“Bize milyonlar borcu var. Şimdi saklanıyor. Eğer hâlâ seviyorsan, ona yardım et.”

Donup kaldım. Sadece hafifçe gülümsedim:
“Şimdi çok fakirim. Yardım edecek bir şeyim kalmadı.”

Öfkeyle ayrıldı. Ama bu beni düşündürdü. Oğlumu seviyordum ama o beni incitmişti. Beni bir kenara atmıştı. Şimdi cezasını çekiyordu, bu da adil miydi?

Aylar sonra Emre beni buldu. Bitkin, gözleri kan çanağına dönmüştü. Beni görünce dizlerinin üstüne çöktü, hıçkırarak:
“Anne, hata yaptım. Ben bir sefilim. Lütfen, bir kez kurtar beni. Yoksa tüm ailem mahvolacak.”

O an yüreğim sıkıştı. Onun için sessizce ağladığım geceleri, terk edild

Rate article
Lifequest
Kocamın Cenazesinden Sonra Oğlum Beni Şehir Dışına Götürdü ve ‘Burada İn Otobüsten, Artık Sana Bakamayız’ Dedi