Kıvanç, karısını kilo vermesi için köye gönderdi çünkü aklını kaşla göz arasında kaybetmişti ve böylece sekreteriyle rahatça vakit geçirebilecekti.
*”Ayşegül, ne demek istediğini anlamıyorum,”* dedi Emine.
*”Özel bir şey yok,”* diye cevapladı Kıvanç. *”Sadece biraz yalnız kalmak, dinlenmek istiyorum. Sen köye git, biraz rahatla, birkaç kilo ver. Yoksa iyice solup gideceksin.”*
Karısının siluetine küçümseyerek baktı. Emine, tedavi yüzünden kilo aldığını biliyordu ama hiçbir şey söylemedi.
*”Bu köy nelerde?”* diye sordu.
*”Çok güzel bir yerde,”* diyerek gülümsedi Kıvanç. *”Hoşuna gidecek.”*
Emine itiraz etmemeye karar verdi. O da dinlenmeye ihtiyaç duyuyordu. *”Belki de birbirimizden yorulduk,”* diye düşündü. *”Böyle bir fırsat verelim. O istemeden de geri dönmem.”*
Eşyalarını toplamaya başladı.
*”Bana kızmadın, değil mi?”* diye üsteledi Kıvanç. *”Sadece kısa bir süre, dinlenmen için.”*
*”Hayır, her şey yolunda,”* diyerek gülümsedi Emine.
*”Öyleyse ben gidiyorum,”* dedi Kıvanç, yanağına bir öpücük kondurup çıktı.
Emine derin bir iç çekti. Artık öpücükleri eski sıcaklığını kaybetmişti.
Yol, beklediğinden çok daha uzun sürdü. Emine iki kez yanlış yola sapmıştı GPS işe yaramıyordu ve çekmiyordu. Sonunda köyün tabelası göründü. Burası ıssız bir yerdi, ahşap evler bakımlı ve güzel oymalarla süslenmişti.
*”Burada modern konfor yok,”* diye geçirdi içinden Emine.
Yanılmıyordu. Ev, neredeyse yıkık dökük bir kulübeydi. Arabası ve telefonu olmasa kendini geçmişe ışınlanmış gibi hissedecekti. Telefonunu çıkardı. *”Şimdi onu arayacağım,”* dedi kendi kendine ama hâlâ çekmiyordu.
Güneş batıyordu ve Emine yorgundu. Evi bulamazsa geceyi arabada geçirecekti.
Şehre dönmek istemiyordu, Kıvança “kendi başına iş beceremiyorsun” dedirtmeye de niyeti yoktu.
Arabadan indi. Kırmızı ceketi, köyün manzarasıyla komik bir tezat oluşturuyordu. Kendine gülümsedi.
*”Tamam, Emine, kaybolmayacağız,”* dedi yüksek sesle.
Ertesi sabah, arabada uyurken bir horozun çığlığıyla uyandı.
*”Bu gürültü de ne?”* diye söylenerek camı indirdi.
Horoz tek gözüyle ona baktı, sonra yeniden ötmeye başladı.
*”Neden bu kadar bağırıyorsun?”* diye seslendi Emine, tam o sırada bir süpürge camın önünden geçti ve horoz sustu.
Yol kenarında yaşlı bir adam belirdi.
*”Günaydın!”* diye selam verdi.
Emine şaşkınlıkla ona baktı. Bu insanlar masallardan fırlamış gibiydi.
*”Horozumuza aldırma,”* dedi yaşlı adam. *”İyidir ama kesiliyormuş gibi öter.”*
Emine kahkaha attı, uykusu bir anda uçup gitti. Yaşlı adam da gülümsedi.
*”Uzun kalacak mısın yoksa mola mı veriyorsun?”*
*”Dinlenmek için geldim, ne kadar sürüyorsa.”*
*”Gel içeri, kızım. Kahvaltı yap. Ninevanı de tanıştırayım. Börek yapar yiyecek kimse var mı, yok mu?”*
Emine tereddüt etmedi. Köylüleri tanımalıydı.
Ahmet Amcanın karısı tam bir masal nineleriydi önlük giymiş, başı bağlı, dişleri dökülmüş, sevecen çizgilerle kırışmış bir yüzü vardı. Ev temiz ve rahattı.
*”Buras




