Bugün 65 yaşımı doldurduğumda anladım ki en korkunç olan yalnız kalmak değil, çocuklarının bir telefonu için yalvarırken kendini yük gibi hissetmekti.
“Anne, merhaba, acil yardımına ihtiyacım var.”
Oğlumun sesi telefonda, rahatsız edici bir astıyla konuşur gibiydi, annesiyle değil.
Nazife Hanım elindeki kumandayla donup kaldı, akşam haberlerini açamadı bile.
“Mehmetçiğim, merhaba. Bir şey mi oldu?”
“Yok, bir şey yok,” dedi Mehmet sabırsızca. “Sadece Ayşeyle son dakika bir tatil bulduk, yarın sabah uçuyoruz. Sultan’ı bırakacak kimse yok. Alır mısın?”
Sultan. Kocaman, salyalı bir Danua, Nazife Hanımın küçük iki odalı evinde eski bir vitrinden daha fazla yer kaplıyordu.
“Ne kadar kalacak?” diye sordu Nazife, cevabı çoktan bildiği halde.
“Bir hafta belki. İki de olabilir. Nasıl giderse. Anne, başka kime bırakayım? Köpek oteline vermek işkence olur. Ne kadar hassas olduğunu biliyorsun.”
Nazife Hanım yeni döşenmiş, bej kumaşlı koltuğuna baktı. Altı aydır biriktirmişti bunun için, kendine küçük zevklerden feragat ederek. Sultan onu iki güne mahvederdi.
“Mehmet, ben… pek uygun değil. Yeni bitirdim evin işlerini.”
“Anne, ne işi?” dedi sesi açıkça sinirle dolarken. “Duvar kağıdı mı değiştirdin?”
“Sultan çok terbiyelidir, sadece gezdirirken ihmal etme. Tamam, Ayşe çağırıyor, valizleri hazırlamamız lazım. Bir saate getiriyoruz.”
Kısa bip sesleri.
“Nasılsın?” bile sormamıştı. Geçen haftaki doğum gününü kutlamamıştı. Altmış beş yaş.
Bütün gün telefonun başında beklemişti, meşhur kuru fasulyesini yapmış, yeni elbisesini giymişti. Çocuklar uğrayacaklarını söylemişlerdi, ama gelmediler.
Mehmet kısa bir mesaj atmıştı: “Anne, iyi ki doğdun! İşler çok yoğun.” Esma ise hiç yazmamıştı.
Bugünse “acil yardım” diye aramışlardı.
Nazife Hanım yavaşça koltuğa çöktü. Mesele köpek ya da bozulan kumaş değildi.
Mesele, bu aşağılanma hissiydi. Ücretsiz köpek bakıcısı, acil yardım hattı, son çare. Bir “işlev” olmaktı.
Yıllar önce, çocuklar küçükken, kendi ayakları üzerinde durmalarını hayal ettiğini hatırladı.
Şimdi anlıyordu ki asıl korkunç olan, boş bir evde yalnız kalmak değilmiş. Asıl korkunç olan, bir telefon beklerken yalnızca bir işe yaradığın zaman arandığını bilmekmiş.
Onların ilgisini dilenmek, kendi rahatını ve saygınlığını feda ederek.
Bir saat sonra kapı çaldı. Mehmet, elinde Sultan’ın tasmasıyla duruyordu. Köpek sevinçle içeri daldı, temiz zemine çamur izleri bırakarak.
“Anne, işte mama, işte oyuncakları. Günde üç kez gezdir, hatırlarsın. Tamam, kaçıyoruz, uçağı kaçırmayalım!” Tasmasını eline tutuşturup yanağına bir öpücük kondurdu ve kapıdan kayboldu.
Nazife Hanım antrede öylece kaldı. Sultan şimdiden iş bilir bir şekilde sandalyeleri kokluyordu.
Salonun derinliklerinden kumaş yırtılma sesi geldi.
Telefonuna baktı. Belki kızını arar mıydı? Esmacığım, belki o anlar? Ama parmağı ekranın üzerinde dondu kaldı.
Esma bir aydır aramamıştı. Sanırım o da meşguldü. Kendi hayatı, kendi ailesi vardı.
O anda Nazife Hanım ilk kez alışık olduğu kırgınlığı hissetmedi. Yerine soğuk, berrak bir anlayış gelmişti. Yetti.
Sabah, Sultan sevgisini göstermek için yatağa atladı ve bembeyaz yorgan üzerinde fincan tabağı büyüklüğünde iki çamurlu pati izi bıraktı.
Salondaki yeni koltuk üç yerinden yırtılmıştı, beş yıldır büyüttüğü sevgili çiçeği ise yerde, ısırılmış yapraklarıyla öylece duruyordu.
Nazife Hanım şişeden direkt kediotu içti ve oğlunun numarasını çevirdi. Hemen açmadı.
Arka planda dalga sesleri ve Ayşenin kahkahaları vardı.
“Anne, ne oldu? Burada her şey harika, deniz müthiş!”
“Mehmet, köpek hakkında. Evin içinde kıyamet koparıyor. Koltukları parçaladı, hâkim olamıyorum.”
“Nasıl yani?” diye şaşırdı oğlu. “Hiçbir şeyi yırtmaz o. Belki hapsediyorsun? Özgürlüğe ihtiyacı var. Anne, lütfen, tatilimizi mahvetme. Biraz daha gezdir, sakinleşir.”
“Sabah iki saat gezdirdim! Tasmasıyla çekiyor, neredeyse düşüyorum. Mehmet, lütfen al onu. Başka bir bakıcı bulun.”
Sessizlik oldu. Sonra Mehmet’in sesi sertleşti.
“Anne, ciddi misin? Dünyanın öbür ucundayız. Nasıl alayım? Kendin kabul ettin. Yoksa her şeyi bırakıp sırf kaprislerin yüzünden mi gelelim? Bu bencillik, anne.”
“Bencillik” kelimesi tokat gibi çarptı. Tüm hayatını onlara adamış biri, şimdi bencil mi oluyordu?
“Kapris yapmıyorum, ben”
“Tamam, anne, Ayşe kokteylleri getirdi. Sultan’la iyi vakit geçir. Eminim anlaşırsınız. Öpüyorum.”
Yine bip sesleri.
Nazife Hanım’ın elleri titriyordu. Mutfakta, yıkıntıdan uzak bir sandalyeye oturdu. Çaresizlik neredeyse fiziksel bir ağırlık gibiydi. Esma’yı aramaya karar verdi. Kızı her zaman daha mantıklıydı.
“Esmacım, merhaba.”
“Merhaba, anne. Acil bir şey mi? Toplantıdayım.”
“Evet, acil. Mehmet köpeğini bırakıp g




